E
Ğ
E
R
İ
N
S
A
N
İ
S
E
N
Ö
L
M
E
Z
S
İ
N
K
O
R
K
M
A |
Üzümbaba
Yorumlarımız
|
'Kovboylar' ve 'Kör Kılıçlar'
Eğer bir insan 'körü körüne' bir şeye inanıyorsa hatalar
zincirine ve saplantılar akıntısına kendisini sürüklüyor demektir. Böyle
bir akıntı insanı kolay kolay sağlıklı düşünceye götüremez. Gözünü kör,
kulağını sağır, hızlı yürek çarpıntısı sonucu beyin hücrelerini de
hasta eder.
Böyle durumlara dönem dönem her insan düşebilir. Ya yok olursun, ya da
hatalar zincirinden nasıl döneceğin sorusu senin ve üyelerinin,
çoluğunun çocuğunun, eşinin, dostunun, yakının, uzağının kısacası tüm
toplumun geleceğini etkiler. Yok olma burada bir mecazi anlam
içerir. Hiçbir şey tarihin sayfalarından yok olmaz, mutlaka bir yerde
hak ettiği bölümde yerini alır.
Bazı politikacılar kendi kişisel çıkarları için toplumları basamak
olarak kullanır. O politikacılar toplum bireylerini körü körüne
inandırarak politikalarını uygular, toplumları tabu akıntılarıyla
uçuruma sürükler, büyük ızdıraplar çektirirler.
Dünya genelinde Hitler ve Mussolini çağımızın en yakın örneği olarak
önümüzde hep durur. Türkiye yakın tarihimizde ise Çorum katliamcıları,
Malatya, Maraş ve Sivas Madımak oteli katliamcıları. Bu maceracı
politikacıların kaderleri ister acı sonlarla bitsin, ister bitmesin,
topluma çektirdikleri acılar tarih boyu asla unutulmaz. Tarihçilerin
bir kısmı tersten okur, bir kısmı düzden. Bir kısmı da yandan çarklıdır
………
Bazı toplumlar bir türlü olgunlaşamazlar, iğrenç akıntıya kapıldıkları
halde sürüklenmelerden, körü körüne tabularından son derece zevk
alırlar. ‘Kör toplum’, ‘sağır toplum’, ‘beyinsel
özürlü toplum’ olmaktan son derece mutludurlar.
12 eylül yaratıcılarını yargılamak yerine, Madımak katliamcılarını
yargılamak yerine onların üzerine bazı rütuşlar yaparak kendi amaçları
doğrultusunda toplumu aynen yönlendirmeye devam ederler. Bu anlamda ‘ne
ekilirse o biçilir’ mantığı bazı toplularda aynen tutar(gerici
toplum), bazı toplumlarda ters teper(devrimci toplum).
Bazı toplumlarda ise ‘Bardağın dolu tarafından mı, yoksa boş
tarafından mı bakma’ mantığı birbirine karışır. Bu sonuncusu bir
anlamda hem gericilerin, hem de ilericilerin birbirlerini yiyerek
kardeşçe(!) yaşadıkları bir toplum sistemidir.
........
Irak işgali ve işgalden çekilen(!) çağımızın
sömürücüsü amerikaya hangi yönden, nasıl bakılacak? ‘Arap baharları’na
hangi yönden bakmalı? ‘Ermeni soykırımı var mıydı, yok muydu’
sorusu yıllardır Türkiye’nin başını ağrıtmaya devam ediyor, keza ‘pkk’,
ya da ‘kürt sorunu’, ‘Dersim, katliam mıydı, değil miydi’,
ya da 1000 yıldır ‘alevilerin ızdırapları’ ve ‘alevilerin
hala ikinci sınıf muamelesi görülmeleri’... Örnekler
çoğaltılabilir. Bu sorulara ‘tilki gözüyle’ mi, yoksa 'koyun
gözüyle’ mi bakmalı? ‘Haklar demokratik örgütlenmeyle mi,
terörle mi’, yandaş toplayabilmek için ‘lobicilik ve
lobiciliğin sınırları’, istenilen sonuca ulaşabilmek için ‘amaç
ve araç’?
Yani sorun şu: toplumda kendi kişisel çıkarlarını içe bastıracak
politikacıları üreterek ‘insan haklarını özümseyen' bir gözle
bakabiliyor muyuz, öyle politikacıları toplum olarak ön plana
çıkarabiliyor muyuz?
Objektif mi, subjektiv mi?
Subjektif bakıldığı sürece toplum asla tabularından kurtulamaz, bunun
sonucu olarak da ‘negatif anlamda’ tilki politikacılar tarlalarında
onlara bol süt veren, onları besleyen, toplumu körü körüne tabularıyla
başbaşa bırakma dönemleri uzar da uzar. Bir gün uçuruma kadar akıntıyla
gelmiş olursun, sonra ya uçurumdan aşağı haydi yallah….
İşte o zaman bakılır ki bir kültür çöküp gider. Ama bilimsel olarak
bilinir ki, ‘hiçbir şey yok olmaz’. Küllerin üzerinden yepyeni bir
kültür doğar. ‘Tarih’ hep böyle yenilenir.
Dünyamız yüzyıllardır ‘kovboy’ yetiştiriyor. Haramiler de ‘kör
kılıçla’…
Ya sabır…
Üzümbaba
22 aralık 2011 |
|