|
Üzümbaba
Yorumlarımız |
|
Alevilik tanımı ve siyaset
Aleviler zorla tarikat içerisinde tutulmaya çalışılmaktadır.
Aleviler zorla mezhepçilik kalıbına sokulmaya çalışılmaktadır.
Aleviler zorla islam içine, sıkıştırılmaya çalışılmaktadır.
Aleviler zorla islam dışına, çıkartılmaya çalışılmaktadır.
İşte bu dört ana başlık ile aleviliğin tanımı yapılmak
istenmektedir.
Aleviliği zorla islam içine sıkıştırmaya, dolayısıyla da islam
içinde bir meshep ve meshepler içerisinden de bir tarikata bağlamaya
çalışanların amaçları ne olabilir?
Çok basit.
Kontrollu bir
alevilik. Hiç bir şey düşünmeyeceksin, konumunu toplumda
değerlendirmeyeceksin. Sazını çalacaksın, semahını döneceksin
dedenden nasihat alacaksın, askere gideceksin, vergini ödeyeceksin.
Demokratik hakkın olan oy verme işlemini de gelip bizim sizlere
sunduğumuz partilere, istediğinde gerçekleştireceksin. Daha ne
istiyorsun ey alevi, alevi olarak yaşıyorsun ya... Dedelerinize de
biz devlet olarak bir miktar bakabiliriz. Gerekirse belki diyanetten
de bir mertebe ayarlayabiliriz, bakalım... Siz yeter ki uslu
durun... Siz bakmayın bizim o eski şeyhülislamlarımıza. Siz kızılbaş
olduğunuz için sizi sevmiyorlardı dini bütün şeyhülislamlarımız.
Gerçi sizin katliniz vacip ya, neyse, demokratik, laik bir ükeyi
yönetiyoruz biz. Sonra bakın, mevcut partilerden istediğine üye de
olabiliyorsun, alt görevleri de veriyorlar size alevi falan demeden.
.............
Osmanlı, topraklarını büyütürken tüm islam aleminin halifeliğini
üzerine alarak bir dünya devi(imparatoru) olmuştu. İmparatorlukta
ümmetçiliğin şeyhülislamları bilimi, dini kurallar içerisinde
kontrol altına alarak kısırlaştırıyordu. Dini alanı içine alan
bilimler-ilahiyat, dini felsefe- en geniş olanaklarla donatılırken
bağımsız bilim ya ihmal ediliyor, ya da şeyhülislamların
kısırlaştırılmalarına maruz kalıyordu. Topraklarını genişletmekle
uğraşan padişahlar şeyhülislamların etkilerinde kaldıkları için
imparatorluğun kendi doğuş yeri olan anadolu sefilleri oynuyordu.
Yoksulluklarla, haksızlıklarla, imparatorluğun adına yapılan
atamalarla gelen soyguncu yöneticilerle uğraşıyordu orta göbek
anadolu. Eğer imparatorluğun resmi dini olan sünni-islam isen sorun
yoktu. Onlar anadolunun zengin kaynaklarını ellerine geçiriyor,
ömürlerini de tasavvuflarla tüketiyorlardı. Bilimsel anlamda
gittikce geriliyordu anadolu. Bu gericilik ve bilimden yoksun
anadoluda en kötü etkilenenler de toplumun en alt katmanlarına
yerleştirilen, gittikçe yoksullaştırılan, dışlanan, dışlandıkça da
büyük isyanlarla imparatorluğa başkaldıran, sünni-islam olmayan,
ümmetçiliği geleneklerinden gelen yaşam tarzlarından dolayı
reddeden, o zamanların adıyla kızılbaşlar(aleviler) oluyordu.
Bunların hemen hepsi türkmenlerdi. Bu başkaldırıların bir çoğunu
bastırmakta zorlanan Osmanlı padişahları zaman zaman dışarıdan
paralı asker ithal etmek zorunda kalıyordu. Çünkü kendi
askerleri(yeniçeriler) bu başkaldıranlara, kendi halkına müdahele
etmekte isteksiz davranıyordu. Başkaldırıların Hemen hepsi çok kanlı
şekilde bastırılıyordu. Bu başkaldırılardan canlarını kurtaranlar
genelde anadolunun en dağlık yerlerine kaçıyorlardı. Onun içindir
ki, bugun bile alevilerin köyleri o dağlık yerlerde en yoksul
bırakılan yerlerdir. Tarih boyu yerleşim birimlerinde merkezi
yerlerden hep uzak tutulmuşlardır. Ama oralarda bile rahat
bırakılmamışlardır. Şeyhülislamların fetvalarıyla `kızılbasların
katli vacip'ti`.
Tasavvufla ve savaşlarla ömürlerini geçiren imparatorluk 600 yıl
sonra batı emperyalizmine teslim oldu. Dünya savaşından sonra tüm
topraklarını kaybeden imparatorluk, son toprak olan anadoluyu da
gözden çıkarmışken, bilinen kurtuluş savaşıyla, 600 yıl yoksul
bırakılan anadolu halkı kendi kaderlerini kendileri belirleyerek
topraklarını mucizevi şekilde emperyal güçlerden kurtarmayı
başarmıştır. Bana(malıma) dokunmayan yılan... zihniyetiyle kurtuluş
savaşına bile karşı çıkan ümmetçi yanlıları bugün bile cumhuriyeti
hazmetmekte zorlanmaktadırlar. Çünkü alışmışlardı, dünyada da
ahirette de nimet ve ganimetler hep bana..
Cumhuriyetin kuruluşuna en büyük emekleri gecen, laik ve demokratik
bir ülke uğruna tüm canlarını feda eden aleviler, kısa sürede
yeniden potansiyal tehlike ve suçlu durumuna getirildiler.
Osmanlının mirası ümmetçilik kalıntıları cumhuriyete bir yandan
küfür ediyor, bir yandan da kendilerini kamuflaj ederek yavaş yavaş
yönetimin kilit noktalarını ellerine geçiriyorlardı. Taktikleri, bir
yandan ekonomik güçlenmek, bir yandan siyasal islamın yolunu açacak
olan imam hatipleri açtırıp devamlı çoğaltarak kadrolarını
genişletmek. Bir parti altında toplanmış gibi gözükseler de her sağ
partilerde temsilcileri vardı. Çünkü biliyorlardı nimeti ve
ganimeti. Kendilerinin en büyük engeli de laik, demokrat
alevilerdi. Onları da psikolojik yoldan çökertme yolunu tercih
ediyorlardı. Camilerdeki imamların birçoğu birer şeyhülislam
olmuşlardı adeta alevi halkına karşı. Türkiye Cumhuriyetinin
askerinden çok korktukları için burada fazla etki alanı
bulamıyorlardı.
Ama bunun da bir çözüm yolu bulundu zamanla. Türk milliyetçileri.
Her ne kadar türk milliyetçileriyle ümmetçilerin ideolojileri farklı
gibi görünse de iki ana unsurda birleşiyorlardı. Her ikisi de
yeniden dev bir ülke yaratma sevdasında. Birisi ümmeti islam
alemi, alanı çok geniş, tüm islam alemini kapsayan, diğeri de
büyük müslüman türkiye, bunun da alanı taa ortaasyaya kadar
uzanan bir türk imparatorluğu. Her ikisinde de emirlere katıksız
itaat. Yani, niye diye sorgulama yok. Sonra milliyetçilerin
asker içine sızmaları daha kolaydı. Çünkü asker türktü,
milliyetçiler de türklüğü savunuyor ya. Tek sorun, asker laikti.
Karışma taraftarı değildi bu gibi çelişkilere. Ama türklük
okşamaları malesef askeri etkiledi. 12 eylül darbesi buna örnektir.
Bu her iki ideolojiye de karşı çıkan alevileri her ne pahasına
olursa olsun uzak tutmak gerekiyordu. Gerçi aleviler Atatürkün
partisi CHP ile gönül bağı kurmuşlardı. O bile fazlaydı. CHP de,
alevileri canlandırmak yerine hem oyalıyor, hem de önlerini açma
niyetinde görünmüyordu.
Alevileri kıyma makinaları, bu milliyetci-ülkücü akıma verildi.
Ülkücüler de devletin her alanına yayıldılar. Çok sayıda
taraftarları olmamalarına rağmen müthiş militaristtiler. Sokak
kavgalarından tutun da toplu kıyımlara kadar varan her türlü yola
başvuran ülkücüler 12 eylül 1980 darbesinin hazırlayıcıları oldular.
13 eylülde yuvalarına dönerek görevlerinin doruk noktasına
ulaştılar. Bir günde sessizlige büründü Türkiye. Ne gariptir ki o
gün, yani 13 eylülde katliam ve sokak kavgaları olmadı. Artık görev
darbecilere devredilmişti. İlk üç yılın tahribatı çok ağır oldu.
Tanklar silindir gibi ezdi özellikle alevileri. Suçları da
yurtsever, laik, demokrat olmaları. Darbeden ülkücüler de zarar
gördü, ama sinek vızıltısı kadar.
Gelelim bugüne.
Türkiye Cumhuriyeti anayasasıyla laik, demokrat bir ülkedir. Ancak
bugüne kadar tüm yönetimler laik bir ülkeyiz dedikleri halde
devletin, dolayısıyla halkın akılalmaz kaynakları tam tersi yerlere
akarak yıllardır soyuluyordu. Bugün de farklı değil. Bugün diyanetin
bütçesi birçok dev holdingleri solladı, deniyor. Siyasal islam tüm
işlevliğini kamuflaj yaparak sürdürmeye devam etmektedir. Darbe
üstüne darbe yiyen aleviler de gericiliğe son zamanlarda malesef
büyük bir oranda canlarından bezdikleri için teslimiyetçilik
işaretleri vermişlerdir. Son secimlerde AKP"ye kayan oylar bunun
göstergesidir.
Bu teslimiyetçilikten pay kapmak isteyen ülkücülerin partisi olan
MHP de uyanmış olmalı ki, koyun gibi kurbanladıkları alevileri
kendilerine çekmeye çalışarak bir kamuflaj taktigine gitmektedirler
bu sıralar. Parti mitinglerinde vs alevi semahları yapanlar acaba bu
teslimiyetçi aleviler mi, diye kuşku duyuyorum.
Şimdi düşünüyorum, laiklikten ödün vermeyen, özgürlüklerine son
derece düşkün, "önce insan" felsefesinden asla ödün vermeyen, 72
millete ayni gözle bakan, ülkenin kaynaklarını insanca işlemek
isteyen, soygunculara, talancılara kendi(alevi) yaşam felsefesi
gereği meydanı bırakmak istemeyen, dolayısiyle kendilerinin de
soyulması mantığını ortadan kaldırmak isteyen, bu uğurda tarih boyu
acılara uğrayan aleviler sadece meshep ve tarikatçılık kalıbına
sığdırılabilmiş midir? Başlangıçta değindim dört ana unsurdan
biriyle aleviliğin tanımı yapılabilir mi? Alevilik niçin
sosyolojik anlamda tanımlanmak istenmiyor? Sosyolojik tanımı
yapılmadan aleviliğin sorunları çözülemez. Çözülemeyince de
alevilik bunalıma girer, dolayısıyla Türkiye laikliği bunalıma
girer. Türkiyenin laiklik tanımı bu yüzden yıllardır bunalımda değil
midir?
Yıllardır pkk ile bölücülük savaşı veren Türkiye Cumhuriyetinde tüm
partilere soralım. Aleviler bölücü müdür ki, alevileri hep bir
köşeye sıkıştırıp orada kalmaları sağlanmaya çalışılıyor?
Alevilerin tanımını niçin avrupa birliği yapmaya kalksın, bu ülkenin
asil vatandaşları en doğal demokratik haklarınınn savunulmasını,
kendileri laik oldukları için bu ülkede laikliğe yakışır şekilde
yaşamak istedikleri kusur mudur ki 21. yüzyılda, hala aleviler
üzerine politika yapılıyor kendileri dışarıda bırakılarak?
Ne AKP, ne de MHP, ya da hangi parti olursa olsun, alevileri ciddiye
almamaktadırlar. Cumhuriyet siyaseti bunu göstermiştir. Her zamanki
gibi oy depoluğu bittikten sonra köşelerine gönderilmeye devam
edecektir. CHP bunu uzun süre yaptı.
Bunun için önümüzdeki gelecek seçim sürecinde atılım yapmak
zorundadır Aleviler. İsteyen yine istediği partiye gitsin, ama artık
aleviler bu 83 yıllık cumhuriyet tarihinin siyasal gelişmelerini iyi
irdelemek durumundadırlar.. Kendi kaderlerini kendileri belirlemek
durumundadırlar.
Alevilerin ülkeye siyaset damgasını vurması demek, olsa olsa
üzerinde durduğumuz bu iki akımı en çok rahatsız etmesi gerekirken,
solda güç birliğine gitmeyen sol üç parti olan chp, dsp ve shp`yi
rahatsız etmişe benziyor. Her üçü de adres olarak kendi partilerini
göstererek yıllardır süregelen bu kısırdöngüyle alevilerin
güçbirliği zorlaştırılıyor. Bu da sağda, sağcı alevi yetiştirmekte
olan sağ partilerin işine yaramaktadır. Sağcı alevi ne demeye
geliyor? Yukarıda anlattığım bölümü bir daha anımsayalım, 'Kontrollu
bir alevilik. Hiç bir şey düşünmeyeceksin, konumunu toplumda
değerlendirmeyeceksin. Sazını çalacaksın, semahını döneceksin
dedenden nasihat alacaksın, askere gideceksin, vergini ödeyeceksin,
Demokratik hakkın olan oy verme işlemini de gelip bizim sizlere
sunduğumuz partilere, istediğinde gerçekleştireceksin. Daha ne
istiyorsun ey alevi, alevi olarak yaşıyorsun ya... Dedelerinize de
biz devlet olarak bir miktar bakabiliriz. Gerekirse belki diyanetten
de bir mertebe ayarlayabiliriz, bakalım... Siz yeter ki uslu
durun... Siz bakmayın bizim o eski şeyhülislamlarımıza. Siz kızılbaş
olduğunuz için sizi sevmiyorlardı dini bütün şeyhülislamlarımız.
Gerçi sizin katliniz vacip ya, neyse, demokratik, laik bir ükeyi
yönetiyoruz biz. Sonra bakın, mevcut partilerden istediğine üye de
olabiliyorsun, alt görevleri de veriyorlar size alevi falan
demeden.'
Son yirmi yıl içerisinde alevilik vakıfsal ve derneksel alanında
epey yol aldı. Aleviliğin bu bağlamda tanımı da radikal
değişikliklerle yapılmaya başlandı.Hala da yapılmaktadır,
tartışılmaktadır. Aleviler kendi tanımlarını kendileri yapmaya
çalışmaktadır. Burada bir sorun yaşanmaktadır. Bu tanımlama
girişimlerine özellikle iktidardan(sünni iktidar) çeşitli yollarla
müdaheleler gelmektedir. Malesef bu dışarıdan gelen müdahelelere bir
takım alevi ileri gelenleri kendilerini kaptırmaktadırlar.
Aleviliğin Türkiyedeki konumunu sürekli din sınırları içerisine
çekerek kasıtlı olarak kısırlaştırmaktadırlar. Aleviliğin
sosyolojik sorunları sürekli masa altına atılmaktadır. Aleviler
sürekli depolitize edilmek istenmektedir. Alevi dernekleri,
vakıfları, federasyonları mutlak ve mutlak bu oyunlara gelmemek için
süratle mücadele etmelidir. Çalışmalarını bu yönde
yoğunlaştırmalıdır. Gerçi bu girişimler başlamış durumdadır, ancak
daha henüz ortak bir kanıya varamamışlardır, ve uzlaşmakta sorunlar
yaşamaktadırlar. 'Siyasete müdahele' adı altında yapılan 29 ekim
girişimi anladığımız kadarıyla anlaşmazlıklar sonucu sadece müzikli
şenliklerden öteye gidememiştir. Bu bir ders niteliğinde ele
alınacaktır kanısındayım, ve alevilerin geleceği kendi ellerindedir,
bunu da aşacaktır. İnanıyorum. 1000 yıldır baskı altında tutulmak
kolay değil. 20 yıllık gelişme bu bağlamda büyük bir başarıdır. Er
ya da geç, alevilik türkiye siyasetine damgasını vuracaktır. Türkiye
bu damgayla daha laik, daha demokrat, daha ilerici, daha sağlam güce
ulaşacaktır. Sürekli topal bırakılan türkiye, alevilerin damgasıyla
çok daha çağdaşlaşacaktır. Ülkeye de bu yakışır, bu yolda
ilerlemelidir.
31 ekim 2006
Üzümbaba
|
|