* Anlık üyelerarası ileti

Sohbet kutusu bulunamadı.

* Kullanıcı bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

* Şu an aktif olanlar

  • Nokta Ziyaretçi: 7
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 0

Çevrimiçi kullanıcı bulunmuyor.

* İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 28
  • stats Toplam İleti: 658
  • stats Toplam Konu: 290
  • stats Toplam Kategori: 11
  • stats Toplam Bölüm: 58
  • stats En Çok Çevrimiçi: 141

* Son İletiler/Konular

Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[19 Mart 2019, 00:44:57]


Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 02:07:46]


Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 01:55:14]


Ynt: Ev İşlerinde Basit Öneriler Gönderen: uzumbaba
[29 Mayıs 2014, 23:48:15]


Ynt: Görünmez Kazalar Ve Pratik Önlemler Gönderen: uzumbaba
[17 Nisan 2014, 02:20:37]

* Yönetim

uzumbaba admin uzumbaba
Yönetici

* En Popüler Bölümler

* İnternette ara

internette Arama

Gönderen Konu: Evrim Teorisi Hakkın da Görüşleriniz ?  (Okunma sayısı 2864 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Evrim Teorisi Hakkın da Görüşleriniz ?
« : 05 Temmuz 2009, 14:13:30 »
Evrim Değil Terbiye (1)
Terbiye: Bir şeyin safha safha kemale erdirilmesi, terakki ettirilmesi. Etrafımıza şöyle bir göz atalım. Her ne görüyorsak üzerinde bu fiilin mührü var. Hepsi ilâhî bir terbiyeden geçmiş. Bu fiil, kâinatın bütününde olduğu gibi, onun neticesi olan insanda da tecelli etmiş.
Kâinat ve insan... Birincisi ağaca, ikincisi meyveye benzetilmekte.
Terbiye fiilini bu güzel teşbihin ışığında düşünmeye koyuldum. İç âlemimde kendi kendime şu soruyu sordum: Meyve dalda niçin bir anda bitmiyor? Meselâ, bir elmanın yenilecek hâle gelmesi için neden aylarca bekliyoruz?
Bu soruma değişik cevaplar verdim. Birisi de şu oldu: "Çekirdek bir anda ağaç olmadığı için?."
Ağaç hangi kanuna tâbi ise, meyvesi de o kanuna tâbiydi. Bu kanun, tekâmül kanunuydu ve terbiye fiiline dayanıyordu.
Daha sonra, "meyve dalda bir anda bitseydi ne olurdu?" diye ikinci bir soru zihnime geldi. "Herhalde" dedim, kendi kendime, o zaman toprağa attığımız tohum bir anda başak verir, diktiğimiz fidan anında ağaç olurdu. Ama, hayır! Bir yanlışlık yapmıştım. Âlemde tekâmül kanunu icra edilmeseydi ortada ne çekirdek görebilirdik, ne fidan... Kudreti ve hikmeti sonsuz olan bu kâinatın sahibi, her şeyi bir anda ve en son şekliyle yaratmayı irade buyursaydı bugün bebekten, kuzudan, yahut buzağıdan bahsedemezdik. Cenab-ı Hak mahlukatını safha safha yaratmakla, bu safhalar adedince ayrı ayrı eserler sergilemekte.
Meyve için sorduğum soruyu bir de insan için tekrarladım.
"İnsan niçin bir anda yaratılmıyor?" diye.
Bu defa cevabım hazırdı:
"Kâinat bir anda yaratılmadığı için."
Evet, kâinat bir anda yaratılmamıştı. Altı gün ile ifade edilen altı devrede yaratıldığını Kur'anı-ı Kerim haber veriyordu. Ve kâinatın bu altı devrelik yaratılışı onun meyvesi olan insanda da kendini göstermişti. O da ana hatlarıyla altı safhadan geçmişti:
Rahimde mekân tutan bir nutfe.. Pıhtı kan gibi bir tutuk hali (alaka).. Bir çinem et parçası (mudğa).. Bedenin çatısını teşkil eden kemikler (izam).. Kemiklere giydirilen et (lâhm).. Ve nihayet bambaşka bir halk ile inşa edilmesi, insan olması.
Kısacası, kâinat ve içindeki misafirler devre devre yaratılıyor ve bir kemal noktasına doğru "kader" denilen manevî bir programla ağır ağır yol alıyorlar. İşte, tekâmül denilince bu yürüyüşün adımlarını anlıyoruz.
Bazıları tekâmülü, evrim karşılığı olarak kullanırlar. Oysa, bu iki kelime mefhum olarak birbirinden çok farklıdırlar. Evrimcilerin "tekâmül" derken kastettikleri mana, bir nev'in zaman içerisinde bir başka nevi haline gelmesidir. Halbuki, tekâmül, İlâhî terbiye ile kemâle ermek demektir. Daha açık bir ifade ile tekâmül, meselâ, bir kavun çekirdeğinin çeşitli safhalardan geçerek kavun haline gelmesidir. Evrimci tekâmülü böyle anlamaz. Ona göre, söz konusu çekirdek çok uzun bir zaman sonra karpuz, kabak yahut bir başka meyve veya sebze haline gelebilir.
İlim, hikmet, rahmet gibi nice hakikatları bize ders veren "tekâmülü", "evrim" gibi, donuk ve ruhsuz, bir kelimeye sığıştırmak mümkün değil..
Evrim Değil Terbiye (2)
Alemdeki varlıklar için, "Mektûbat-ı Rabbaniye" tabiri kullanılmakta... Yani, her varlık bir ilâhî terbiyeden geçmiş, çok manalar yüklenmiş, ayrı bir şahsiyet kazanmış ve bir Rabbani mektup olmuş. Bu mektupların mürekkebi: Atomlar.
Buna göre, evrim felsefesini şöyle tarif edebiliriz: "Mektuplar mürekkeplerin çok uzun süre beklemesiyle yazılmışlardır!"
Kâinat kitabının mürekkebi atomlardır, dedik. Bu atomlar İlâhî kudret ile var edilmişler ve yüz yedi çeşit elementten sonsuz denecek kadar çok yıldız, güneş, gezegen yaratılmış. Bunların tamamına birden "kâinat" diyoruz ve onun bir başka kâinatın evrim geçirmesiyle meydana gelmediğini çok iyi biliyoruz.
Güneş sistemimize bakalım: O da ayrı bir sistemin evrimleşmesiyle ortaya çıkmış değil...
Gezegenlere dikkat edelim: Hepsinin aslı aynı, ama ayrı ayrı terbiye edilmiştir. Büyüklükleri farklı, yörüngeleri değişik, hızları muhtelif olmuş. Ne Merkür Uranüs'ün, ne Dünya Mars'ın evrim geçirmesiyle vücut bulmamışlar..
Moleküllerden güneş sistemlerine kadar her şeyi ayrı ayrı terbiye eden Cenab-ı Hak, zemin yüzündeki her nevin ilk atalarını da yine müstakilen yaratmış ve terbiye etmiş. Ne deve, balinanın; ne kurt bülbülün; ne de insan, maymunun evrim geçirmesiyle var olmamış...
Her nevi ayrı bir plândan çıkmış!... Kendi nevimize bakalım: Bir damla nutfe içerisinde binlerce sperma var. Bir sperma hücresinin yumurta hücresiyle birleşmesi halinde, her iki hücrenin bütün karakterlerini taşıyan yeni bir hücre meydana geliyor. İnsanın temelini teşkil eden bu hücrede, bir de hücre çekirdeği mevcut. O çekirdekte kırkaltı kromozom dizilmiş ve her kromozom üzerinde de genler sıralanmış. Bir gen, santimetrenin on milyonda biri kadar. Her genin de ayrıca alt üniteleri var. İşte, o küçücük birimlerin diziliş farklarından insanların farklılığı ortaya çıkmakta... İnsan aklı, bu farklı dizilişlere bir sınır tayin edemiyor. Nitekim bütün çoğalma hücrelerine döllenme fırsatı verilseydi, bu hücreler sayısınca insanlar dünyaya gelecekti ve hiç biri diğerine benzemeyecekti!.. Bir tek insanda, ömrü boyunca yaratılan spermaların hepsi hesaba katılsa, hele asırlar boyu gelip geçen ve istikbâlde yaratılacak olan bütün insanlar birden nazara alınsa, akılların, hayallerin alamayacağı "sonsuz bir ilim ve takdir tablosu"yla karşılaşılır...
Şimdi, evrim felsefesini müdafa edenlere soralım:
Nihayetsiz ilmiyle, sadece insan nevi için, böyle hayale sığmayacak kadar plânlar takdir eden Allah, neden her nevi için ayrı bir plân takdir etmesin? Ve niçin insan plânını maymun plânından evrimleştirsin?
Bugün her nevin ayrı bir genetik yapıya sahip olduğu isbat edilmiş durumda. Canlılardaki terbiye fiili bu genetik yapı, bu İlâhî program üzerine cereyan ediyor. O sonsuz ilim ve kudret sahibi, her an milyarlarca çekirdeği, yumurtayı, nutfeyi harika bir terbiyeden geçiriyor. Adeta noktalardan kitapları, damlalardan ummanları çıkarıyor.
İnsan nevini düşünelim. Her gün yaklaşık dörtyüzbin kadar insanın dünyaya geldiğinden söz edilmekte. Bu, şu demektir: Her ân yer yüzünde, muhtelif rahimlerde, kimi nutfe, kimi alâka, kimi mudğa..., devresinden geçen yüzbinlerce yavru mevcut. Bu yolcular ne ye neci olduklarından habersizler. O rahimlerde, sonsuz bir rahmet ile terbiye görüyor, hayata hazırlanıyorlar.. Dünyaya gelmeleriyle de rahmetin yardımı kesilmiyor, ömürleri boyunca devam ediyor.
Evrim felsefesini dava edinenler bu sonsuz rahmeti ye bu İlâhî terbiyeyi hiç nazara almazlar ve insanlara şöyle seslenirler: "Ne bu âlem düşünülmeye değer, ne de kendi varlığınız. Siz bunları bir tarafa bırakınız! Sadece ve sadece ilk insanın hangi hayvandan evrimleştiğine kafa yorunuz!.."

Alıntı

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38