* Anlık üyelerarası ileti

Sohbet kutusu bulunamadı.

* Kullanıcı bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

* Şu an aktif olanlar

  • Nokta Ziyaretçi: 14
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 0

Çevrimiçi kullanıcı bulunmuyor.

* İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 28
  • stats Toplam İleti: 658
  • stats Toplam Konu: 290
  • stats Toplam Kategori: 11
  • stats Toplam Bölüm: 58
  • stats En Çok Çevrimiçi: 1770

* Son İletiler/Konular

Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[19 Mart 2019, 00:44:57]


Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 02:07:46]


Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 01:55:14]


Ynt: Ev İşlerinde Basit Öneriler Gönderen: uzumbaba
[29 Mayıs 2014, 23:48:15]


Ynt: Görünmez Kazalar Ve Pratik Önlemler Gönderen: uzumbaba
[17 Nisan 2014, 02:20:37]

* Yönetim

uzumbaba admin uzumbaba
Yönetici

* En Popüler Bölümler

* İnternette ara

internette Arama

Gönderen Konu: Yılmaz Özdil'in Köşe Yazıları  (Okunma sayısı 8798 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Yılmaz Özdil'in Köşe Yazıları
« : 07 Ağustos 2009, 23:05:39 »


Lig bugün başlıyor takımları tanıyalım


Takunya United...


Şahsi oynarlar. Kendi kendilerine pas verirler, kendi ortalarına kendileri vururlar. Köşe oldukları için, köşe vuruşlarını severler. Verkaç bilmezler, vurkaç’ı iyi bilirler. Tekmeye kafa uzatmazlar ama, karambolde kıstırırlarsa, kafaya tekme atmaya bayılırlar. 9 kusurlu hareketin 9’unu da yaparlar, elle oynarlar, tabanla girerler, ofsaytta yakalanırlar, Federasyon Başkanı onlardan olduğu için, hep avantaja bırakılır. Ama bi dokun... Anında yere atarlar kendilerini, "penaltı" diye bağırırlar... Sıkışınca topu taca atarlar, "senden çıktı" derler. Buz gibi gol at, saymazlar, "teğet" geçti derler. Altı pastan kazma gibi dışarı vururlar, "goooool" diye tribüne koşarlar. Zaten, tribünlere de eşlerini dostlarını doldururlar, megafondan isimlerini anons ettirip, kendilerine tezahürat yaptırırlar. 10-0 kaybetseler bile, sanki kazanmış gibi, Meksika dalgası yaparlar, kendi kendilerini omuzlara alırlar. Şike yaparlar... İstersen hezimete uğrat, hakemlere kömür-bulgur dağıtarak, 3 puanı toplarlar. İtiraz edeni saha komiserlerine coplatırlar. "Kale mi, top mu" diye yazı tura atılırken, para yanlışlıkla yere düşsün, üstüne plonjon yaparlar. Fikstürü kendileri çeker, sadece kendi stadlarında sahaya çıkar, maç başladıktan sonra kuralları değiştirirler. Mesela, herkes 90 dakika oynarken, bunlar 90 artı van minüt uzatmasıyla oynarlar. Kupa bekleyen taraftarları çöpten marul toplarken; kamplarını Rixos’ta yaparlar. Rakipleri duran toplara bile vuramadığı için, bu seneyi de şampiyon bitirmeleri bekleniyor.

*

Dinamo Altıok...


Ver topu bunlara, değil 90 dakika, 24 saat pas yapsalar, orta sahayı bile geçmeyi başaramazlar. Boş kaleye muz orta gelsin, ıskalarlar. Rövaşata yapmaya kalkarken, kendilerini sakatlarlar. Yanlışlıkla gol atsalar, bu sefer hakeme itiraz ederler, "ofsayttan attık, görmedin" derler. Sonra da "yenildik ama ezilmedik" diye ağlarlar. Frikike "sen vuracaksın, ben vuracağım" diye ceza sahası önünde kavga ederler, küserler. Bu taktik anlayışıyla bu sene de sıra takımı olmaları ve taraftarın kulübü yakması bekleniyor.

*

Sporting Hareket...

Tek santrafor oynuyorlar... Takımın gerisi, yedek kulübesinde oturup, "ne yapacak acaba" diye onu seyrediyor. Ama bu santrafor enteresan... Rakip kalede gol arayacağına, habire kendi kalesinin önünde, stoper mevkiinde duruyor. Beraberliğe razı bir görüntüsü var. Ateşli taraftarına rağmen, iddaa kuponlarının banko sıfırı... Alırsa, Olimpic Lorke derbisinden 3 puan alır, hepsi o.

*

Olimpic Lorke...


Gol yerler, hakemi vururlar. Yenersin, stadı yakarlar. Ofsayt çal, molotof atarlar. Faul ver, soyunma odası koridoruna mayın döşerler. Kırmızı kart göster, UEFA’ya şikáyet ederler. 100 kere filan saha kapatma cezası aldılar... Buna rağmen, Federasyon Başkanı tarafından "fair play ödülü"ne layık görüldüler. Bu sene, olmadı öbür sene, lisansı iptal edilen teknik direktörlerinin affedilmesi ve takımın başına geçmesi bekleniyor.

*

Club Liboj...


Forma aşkları yoktur. Kiralık oynarlar. Siz bakmayın bu sene Takke United’da forma giydiklerine... Sülü’nün kulüp başkanlığı döneminde Sparta Kırat için ter döktüler... Rahmetli, ahirete transfer olana kadar da Real Papatya’da... Parayı kim bastırırsa, onun için top koştururlar. Yedek kaldıklarında, amigoluk yaparlar. Kıvraktırlar... Sadece ayakları oynamaz, başları kıçları da oynar. Bileklerini kessen, "AB" rh negatif akar! Yabancı pasaport taşımalarına rağmen, yabancı kontenjanından sayılmazlar. Ancak, kendi kalelerine gol atmaktan zevk aldıkları ve maç sattıkları için, milli takıma alınmazlar. Yenilseler bile, televizyona çıkıp kendi pozisyonlarını ballandıra ballandıra anlatırlar. Saha karışırsa, "yan bağlarım çekti" filan deyip, yurtdışına tedaviye kaçarlar. Asla jübile yapmazlar... Küme düşseler bile, bir de bakarsın ki, şampiyon takımın otobüsüne binivermişler! Zeki, çevik ama, ahlaksızdırlar. Bu yazıyı bile okuyup, "yarabbi şükür" diyebilirler.

*

Atletico Feto...


Kontratak oynar, rakip teknik direktörün bilgisayarına girer, telefonlarını dinler, taktiği çalar, defansın arkasına sızarlar. Hocaları uzaktan kumandayla yönetir... Takkeyi düzeltirse "hücuma kalkın", ağlarsa "defans yapın" anlamına gelir... Spor basınında adamları vardır, iftira "fetokopi"leri icat eder, "işte şikenin belgesi" diye manşete koydurur. Ligin kilit ekibidir... Bu sene de ligi kilitlemesi, olmadı rakip futbolcuları kelepçeletmesi bekleniyor.

*

Vatandaş İdmanyurdu...


Gelen takıyor, giden takıyor, folluk oldu. Stadı Araplara satıldı. İdman sahası İsraillilere kiralandı. Kulüp icralık... Kramponlarına bile haciz geldi. Formaya bankalar el koydu. Yalınayak, donla oynuyor. Amatör ruhla tekmeye kafa uzattığı için, beyin sarsıntısı geçirdi, "idrak" yolları enfeksiyonu yaşıyor, durumu kavrayamıyor... Küme düşeli 7 sene oldu, hálá Avrupa Kupaları’na katılacağını sanıyor.

*

Son not:


Siz açılımı maçılımı konuşurken, Rize’de stad açılıyor bu hafta... İsmi, Atatürk Stadı’ydı. Yıkıp, alışveriş merkezi yapıyorlar. Yerine, yeni stad diktiler. İsmini ne koyuyorlar? Tayyip Erdoğan Stadı! Hadi cümleten hayırlı maçlar...

Kaynak: Hurriyet.com
« Son Düzenleme: 07 Ağustos 2009, 23:17:23 Gönderen: SevaL_24 »

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: Yılmaz Özdil'in Köşe Yazıları
« Yanıtla #1 : 21 Ağustos 2009, 13:57:42 »
Yılmaz ÖZDİL
 yozdil@hurriyet.com.tr
         
   

Al sana açılım


27 senedir gazetecilik yapıyorum... Ve, çalışma hayatımın en enteresan "sansür" olaylarından biri geldi başıma... "Açılım"ı destekleyen arkadaşların, iyi okumasını öneririm.

*

Tatilden döndüm...

"Kürtçe" başlıklı

bir yazı yazdım.

Bugün çıkacaktı.

*

Şöyle başlıyordu:

"Kimimiz Türk, kimimiz Kürt, kimimiz Laz, kimimiz Çerkez... Yahudimiz, Rumumuz, Ermenimiz, Rus gelinlerimiz, Alman damatlarımız; uzatmayayım, ’mozaik’ derler, değiliz aslında, ’ebru’yuz, koskoca bir aileyiz... Ve, ortak bir vatanımız, ortak bir resmi dilimiz var bizim; Türkçe... Bizi, biz yapan."

*

Şöyle devam ediyordu:

"Dünyaya entegreyiz; İngilizce de öğreniriz, Japonca da... Elbette, anadilini de, mesela Kürtçeyi de öğrenmek en doğal hakkıdır yurttaşların... Ama, bu doğal hakkı, ’açılım’ adı altında, ’resmi dil’ haline dönüştürmeye çalışmak, bizi biz olmaktan çıkarmaz mı? ’Bizi bize yabancı’ hale getirmez mi? İki lisanlı toplum olursak eğer... Birlikte yaşamak isteyen, sorunlarını konuşa konuşa çözme iddiasında olan, ancak, birbirinin dilinden anlamayan bir toplumu, hangi tutkal bir arada tutabilir?"

*

Ve, şöyle bitiyordu:

"Silahla beceremeyen bölücülerin tuzağına düşmemeli Türkiye... Kanın durması için teröriste bile şefkat gösterilebilir; bakarsın, tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır... Fakat, farklı dil, kardeşi kardeşe yabancı haline getirir, ki, terörden tehlikelidir."

*

Yazı buydu.

Peki "sansür" nerede?

Şurada...

*

Yazıyı Kürtçe yazmak istedim!

*

Hayır...

Amacım, Türkiye’nin en etkin gazetesinde ilk Kürtçe makaleyi yazan kişi olmak değildi... Yukarıdaki satırları okuyacaktınız ve anlamayacaktınız.

Amacım işte buydu.

*

Araya "ikinci resmi lisan" girdiğinde... Farklı etnik gruplara mensup olan, ancak, Türkçe konuşarak, Türkçe yazarak, Türkçe okuyarak "anlaşan" bir toplumun, nasıl aniden birbirine yabancılaşacağını görecektik...

Kanıtı da, bu yazı olacaktı.

*

E hani sansür?

Buyrun...

*

Kürtçe bilmediğim için, Türkiye Çevirmenler Derneği’ne başvurdum, "Bu yazıyı Kürtçeye çevirmek istiyorum" dedim. "Hay hay" dediler, İstanbul’daki "yeminli tercüme bürosu"nun telefonlarını verdiler. Aradım... "Hay hay" dediler, Kürtçe tercüman bulmak için iki gün izin istediler ve çevirme ücretinin de 180 lira artı KDV olduğunu belirttiler... "Hay hay" dedim, fatura bilgilerimi gönderdim, yazımın Kürtçe tercümesini beklemeye başladım.

*

İki gün sonra... Türkiye Çevirmenler Derneği’nden aradılar... "Kürtçe tercüman bulduklarını, hatta 8 tane Kürtçe tercümana başvurduklarını, ancak 8 tercümanın da bu yazıyı Kürtçeye çevirmek istemediğini" söylediler...

*

Allah Allah!

Niye birader?

"Yazının içeriğini uygun bulmamışlar!"

*

(Bu arkadaşlar "yeminli" tercüman ama, yeminleri bi acayip... İçeriğini beğenirlerse, tercüme ediyorlar, beğenmiyorlarsa, etmiyorlar... Sanırsın, tercüman değil,

sansür kurulu!)

*

İşte böyle...

Terör, bizi bölemez.

Lisan, böler.

Cart diye.

*

Bizi bize yabancı eder.

Kanıtı da bu yazı.


SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: Yılmaz Özdil'in Köşe Yazıları
« Yanıtla #2 : 23 Ağustos 2009, 23:53:10 »
Yılmaz ÖZDİL
 yozdil@hurriyet.com.tr
         
   

İftarı brokoliyle açmak caiz mi?


Medya fırını, 11 aydır kimsenin arayıp sormadığı ilahiyat proflarını "ramazan pidesi" gibi çıkardı gene.

*

Ahali de, bulmuşken soruyor:

"İftardan önce sevişebilir miyim?"

"Memesini elleyebilir miyim?"

"Fransız öpücüğü oruç bozar mı?"

*

Kardeşim, kama sutra profesörü değil ki bunlar, ilahiyat profesörü... Ne desin yani, "Dilini yutmazsa bozmaz" mı desin?

*

Şu da yeni moda mesela...

"Ramazanda diyet caiz mi?"

*

Biri liste vermiş ciddi ciddi...

"İftarda; brokoli çorbası, iki parça baget kepek ekmeği arasında marine edilmiş jülyen dana bonfile, yanında sote mantar ve graten soslu küp patatesler, üstüne, ıspanaklı fıstıklı kek veya hindistan cevizli koko... Sahurda; kuşkonmaz çorbası, zeytinyağlı Brüksel lahanası, iceberg yapraklı ızgara fleto balık veya tavuk göğsü, yarım su bardağı light yoğurt, ananas kompostosu."

*

Zannedersin...

Kraliçe Elizabeth oruç tutacak!

*

Şaka bir yana...

Her yıl aynı terane.

"Lens taksam, orucu bozar mı?"

"Ağda yaptırsam bozulur mu?"

"Oruçluyken güneş kremi caiz mi?"

"Nikotin bandı bozar mı?"

"İftardan önce kulağıma pamuklu çubuk sokmamda mahzur var mı? Hamamda subuharı teneffüs ettim, orucum sakatlanmış olabilir mi? Eve haşere ilacı sıktım, yanlışlıkla kokusunu içime çektim... Koltukaltıma deodorant sıkabilir miyim? Saçıma jöle sürebilir miyim? Oruçlu oruçlu iğne yaptırabilir miyim?"

*

Sevgili halkımız, "Kalp ameliyatı olacağım, kan verilirse orucum bozulur mu"dan tutun da, "Yanlışlıkla madeni para yuttum, kefaret gerekir mi"ye kadar, aklınıza gelen gelmeyen her türlü soruyu soracak bir ay boyunca.

*

Bi tek neyi sormayacak...

N’oldu şu Deniz Feneri davası?

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: Yılmaz Özdil'in Köşe Yazıları
« Yanıtla #3 : 25 Ağustos 2009, 11:41:37 »
25 Ağustos 2009

Yılmaz ÖZDİL
 yozdil@hurriyet.com.tr
         
   

Kırmızı plaka



"Polisler bizi tanımıyor, normal vatandaş gibi durduruyor" diye onuru kırılan AKP milletvekilleri "TBMM" yazılı kırmızı plaka istemiş... TBMM Başkanı da, "bu vahim adaletsizliğin" derhal düzeltilmesi için çalışma başlatmış.

*

E bakıyoruz... Vazgeçtik kendimizden; 14 senedir milletvekili, 7 senedir de iktidarda bakan olan TBMM Başkanı’nın annesinin köyünde bile su yok hálá!

*

O nedenle...

"TBMM" yazmak doğru olmaz.

"Sen benim kim olduğumu biliyor musun ulan!" yazılmalı o plakalara...

Ön cama "Hamili plaka yakinimdir" kartı, arka cama "Devlet malı deniz, binmeyen keriz" kartı yapıştırılmalı.

*

Özel yollar yapılmalı mesela...

Sadece vekillerin gideceği.

Özel otoparklar yapılmalı.

Birer saltanat kayığı verilmeli.

550 tane uçak alınmalı... Haliyle, birer kaptan ve birer pilot tahsis edilmeli. Ambulans gibi siren takılmalı. Şöyle pat pat dalgalanmalı bi flama aynasının yanında... Aslına bakarsanız, kırmızı plaka da yetmez, Cemil İpekçi tasarlamalı, komple kırmızı takım elbiseler giymeli milletvekillerimiz... Asansörde öncelik tanınmalı. Birer jetski, birer tren verilmeli. Birer tane de inek verilmeli, ki, hem sütü de avantaya getirsinler, hem de insan haklarını yerinde incelemek için Hindistan’a giderlerse sıkıntı çekmesinler.

*

Tabii diyeceksiniz ki:

"Makam arabalarını unuttun!"

*

Unutmadım.

*

Makam arabası tahsis etmeye gerek yok çünkü... Gözünün önündeki bunca rezalete rağmen hiç sesini çıkarmadan "nereye çekersen oraya gittiğine" göre... "Çek şuraya, çek buraya" diyerek, direkt milletin sırtına binmeli vekil.

*

Hatta, o "TBMM" yazılı kırmızı plaka bunları destekleyenlerin götüne takılmalı ki, bunları desteklemeyenler de bilsin, kimin sayesinde sağlanıyor bu geçiş üstünlüğü.


SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: Yılmaz Özdil'in Köşe Yazıları
« Yanıtla #4 : 04 Eylül 2009, 12:55:43 »
4 Eylül 2009
Yılmaz ÖZDİL
 yozdil@hurriyet.com.tr
         
   

Alın verin ekonomiye can verin


Alın bir defa geçiyor...

Verin iki defa.

*

Esnafla pazarlık etmek istemem ama, bir alıp, niye iki defa veriyoruz birader? Alış-veriş tamam da, alış-verişveriş dünyanın neresinde görülmüş?

*

Yankesici kollayan sivil polisler gibi simitçi kılığına giren bankacı, mesela... Bu iş simit almakla hallolacaksa, simit tüketiminin yüzde 75 arttığı Bursa’da niye 25 bin kişi işten atıldı son altı ayda?

*

Yoksa, ahali “Simit Sarayı”nda fink atıp, parayı çarçur ettiği için mi geliyor fahiş faizli kredi kartı hacizleri?

*

Veya, oyuncakçı Merkez Bankası Başkanı... Çin malı olması bir yana, sattın, sevindin, Allah bereket versin de, hani fiş?

*

A be çiçekçi Meliha’ya kıyamam, epten geçeyim... Daha geçen sene “Kriz tehlikesi olduğuna inanmıyorum” diyen bakkal profesörün “sakız balonu” gibi patlamasına ise, hiç girmemeyim.

*

Çünkü... “TOBB’un 1 milyon 300 bin üyesi var, hepsi bir kişiyi alsa, işsizlik biter” diyen başbakanın yönettiği ülkede, bunların çıkıp, “Sakız çiğneyin, geçer” demesi normal değil mi?

*

Benim korkum...

Patronların kafasının bu kampanyaya yatması!

*

Düşünsene, aybaşı gelmiş, gitmişsin vezneye, zarf içinde iki simit, üç sakız, bi de maket helikopter... Fazla mesai yapana, karanfil.

*

Ya da ne bileyim...

Bunlar ekmek parası için çalışıyor efenim, maaşlarını unla ödeyelim” filan.

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: Yılmaz Özdil\'in Köşe Yazıları
« Yanıtla #5 : 05 Eylül 2009, 16:04:25 »
5 Eylül 2009
Yılmaz ÖZDİL
 yozdil@hurriyet.com.tr
         
   

Cem Garipoğlu



Tabii merak ediyorsunuz haklı olarak, o olmuş bu olmuş filan da...

Niye yakalanamıyor?

*

“Hayatı en zor polis”tir, cinayet masası polisi... Ne gecesi vardır, ne gündüzü, insanlıktan çıkmış insanlarla, insanoğlunun en ağır suçuyla uğraşır... Siz sıcacık evinizde meyve yiyerek televizyon seyrederken, o, pıhtılaşmış kan gölü içindeki morarmış ceset başındadır.

*

Ama, aynı zamanda...

“İşi en kolay polis”tir.

*

Çünkü, illa ki “bağ” vardır.

Eşi, akrabası, komşusu, arkadaşı, ince ince tasarlamaz, dan diye vurur, cart diye doğrar, basarsın aile fertlerine, biri öter, şak diye yakalarsın. Zaten bu yüzden, “Katil kim acaba?” diye nefes nefese okuyacağın, sürükleyici cinayet romanı yoktur Türkiye’de... Filmi de.

*

Kaçtı mı?

Bekler bu sefer cinayet masası...

Hata yapmasını.

*

İlla ki yapar...

Cep telefonuyla konuşur.

Kredi kartını kullanır.

İnternetten mesaj atar.

Gidip, elinle koymuş gibi alırsın.

*

İyi de bu niye alınamıyor?

*

Uğur Dündar’ın taa en başında “Bırakın polis işini yapsın, bilgisi olan varsa polisi arasın, çekiniyorsa bizi arasın, biz polise aktaralım” çağrısı, bundandı.

*

Polise yardımcı olmak yerine, polisçilik oynamaya kalkışanlar yüzünden alınamıyor.

*

Her gün manşetlerde.

Her gün canlı yayında.

“Unutturulmadığı” için...

“Unutulmadığını” biliyor.

*

Emniyet’in internet sitesinde açık açık yazıldığı için yazıyorum; belli ki, “bu işleri bilen biri” tarafından sıkı sıkıya tembihlenmiş, telefonla konuşmuyor, kart kullanmıyor, bilgisayara dokunmuyor.

*

Teknolojik iz bırakmamaya...

Hata yapmamaya gayret ediyor.

*

Ve hâlâ...

Hayatında morga gitmemiş tipler, “olayı unutturmayan kahraman” olma sevdasıyla, Münevver’in üzerine kürekle toprak attığının farkında olmadan sormaya devam ediyor: “Niye yakalanmıyor?”

Yılmaz ÖZDİL
 yozdil@hurriyet.com.tr
         
   

Şeref tribünü


Cumhuriyet Bayramı kutlandı.

Şeref tribününe bakıyorum...

*

Cumhurbaşkanımızın, memlekete zararlı olduğu için iki defa partisi kapatıldı, son partisi laiklik karşıtı fiillerin odağı ilan edildi, kendisinin kayıp trilyon davasından yargılanıp yargılanmayacağı tartışılıyor... Başbakanımızın, memlekete zararlı olduğu için iki defa partisi kapatıldı, kendisi hapse atıldı, siyaset yasağı getirildi, en son kurduğu partisi laiklik karşıtı fiillerin odağı ilan edildi, hazine yardımı geri alındı... Genelkurmay Başkanımızın, darbeci olup olmadığı tartışılıyor... CHP liderimizin, memlekete zararlı olduğu için partisi kapatıldı, kendisi Zincirbozan’a kondu, son partisi için hazine yardımında yolsuzluk yaptığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunuldu, başbakanımız tarafından mahkemeye verildi... MHP liderimiz, memlekete zararlı olduğu için partisi kapatıldı, hükümetimizin yıkım projesi uyguladığını söylediği için başbakanımız tarafından mahkemeye verildi... DTP’lilerimizin, memlekete zararlı olduğu için sayısını unuttuğum defa partileri kapatıldı, şu anda hemen hepsi hakkında fezleke var, bazıları hakkında hapis cezası çıktı, son partilerinin kapatma davası devam ediyor... TBMM Başkanımızın, memlekete zararlı olduğu için iki defa partisi kapatıldı, son partisinin laiklik karşıtı fiillerin odağı olduğu açıklandı... Anayasa Mahkemesi Başkanımız, iktidar partimizin laiklik karşıtı fiillerin odağı olduğunu ilan etti, hazine yardımını kesti, CHP’miz hakkında suç duyurusunda bulundu, DTP’mizin kapatılıp kapatılmayacağı davasına bakıyor, üstelik kendisi hukukçu değil... Anayasa Mahkemesi Başkanvekilimizin eşi, Ergenekon’dan yargılanıyor... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcımız desen, iktidar partimizin ve DTP’mizin memlekete zararlı olduğu iddiasıyla dava açtı... Danıştay Başkanımız, kendisini vurdular, arkadaşları öldürüldü... 550 milletvekilimiz var, 409 tane dokunulmazlığı kaldırılsın dosyası var, biri Adalet Bakanımız... Söz konusu protokolün iştirak ettiği tören, Ankara’da yapıldı, Belediye Başkanımız çeşitli sebeplerden yargıya intikal etmiş vaziyette.

*

Bu yazıyı bitirince Cumhuriyet meyhanesine gideceğim kutlama için...

Hadi şeref’inize!
« Son Düzenleme: 30 Ekim 2009, 19:35:12 Gönderen: SevaL »

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38