* Anlık üyelerarası ileti

Sohbet kutusu bulunamadı.

* Kullanıcı bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

* Şu an aktif olanlar

  • Nokta Ziyaretçi: 38
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 0

Çevrimiçi kullanıcı bulunmuyor.

* İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 28
  • stats Toplam İleti: 657
  • stats Toplam Konu: 289
  • stats Toplam Kategori: 11
  • stats Toplam Bölüm: 58
  • stats En Çok Çevrimiçi: 2029

* Son İletiler/Konular

Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[19 Mart 2019, 00:44:57]


Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 02:07:46]


Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 01:55:14]


Ynt: Ev İşlerinde Basit Öneriler Gönderen: uzumbaba
[29 Mayıs 2014, 23:48:15]


Ynt: Görünmez Kazalar Ve Pratik Önlemler Gönderen: uzumbaba
[17 Nisan 2014, 02:20:37]

* Yönetim

uzumbaba admin uzumbaba
Yönetici

* En Popüler Bölümler

* İnternette ara

internette Arama

Gönderen Konu: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri  (Okunma sayısı 6031 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« : 05 Temmuz 2009, 18:56:11 »
 

ADI BAHTİYAR

 

Geçiyor önümden sirenler içinde

Ah eller üstünde çiçekler içinde

Dudağında yarım bir sevda hüznü

Aslan gibi göğsü türküler içinde

 

Rastlardım avluda hep volta atarken

Sigara içerken yahut coplanırken

Kimseyle konuşmaz dağ gibi titrerdi

Çocukça sevdiği çiçeği sularken

 

Diyarbakırlıymış adı bahtiyar

Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar

Geçiyor önümden gülyüzlü bahtiyar

Yaralıyım yerde kalan sazı kadar

 

Beni tez saldılar o kaldı içerde

Çok sonra duydum ki Yozgat'ta sürgünde

Ne yapsa ne etse üstüne gitmişler

Mavi gökyüzünü ona dar etmişler

 

Gazete çıktı üç satır yazıyla

Uzamış sakalı çatlamış sazıyla

Birileri ona ölmedin diyordu

Ölüm bir yanında hüzünle gülüyordu

ALIR DAĞLAR

 

Baba bugün üşüyorum

Karda kaldım üşüyorum

Anama deyin sıcak bir çorba koysun

Üstümü ört baba üşüyorum

 

Behey babam dalmış babam

Sigarayı sarmış babam

Şapkasına hicran dökmüş

Kibrit gibi yanmıs babam

 

Baba bugün alır dağlar

Bu dert beni alır dağlar

Şehirlere sığmaz oldum

Fazla sürmez alır dağlar

 

Baba bugün ağlıyorum

Darda kaldım ağlıyorum

Duaların üzerimden eksik etme

İçim yandı ağlıyorum

AH ULAN RIZA

 

Neden halâ gelmedi, yoksa

Saati mi şaşırdı bu hıyar?

Gerçi hiç saati olmadı ama

En azından birine sorar.

 

Cebimde bir lira desen yok,

Madara olduk meyhaneye!

Ah eşşek kafam benim,

Nasıl da güvendim bu hergeleye!

 

Gelse, balığa çıkacaktık,

Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.

Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp

Enteresan hayâllere dalacaktık.

 

Bu sandalı geçen hafta denk getirip

Çalıntıdan düşürdük.

Arkadaşlar ısrar etti,

Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.

 

Saat sekizde gelecekti,

Bana birkaç milyon borç verecekti.

Yoksa o nemrut karısı kaçtı da

Onun peşinden mi gitti?

 

Eğer öyleyse yandık,

Gudubet gene yaptı yapacağını!

Geçen sene de merdivenden itip

Kırmıştı Rıza'nın bacağını.

 

Abi, kadında boy şu kadar;

Kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!

Korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,

Ya horlarken Rıza'yı boğacak!

 

Bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama,

Ben olsam, vallahi baş edemem! ..

Hele beş tane velet var ki boy-boy,

Allah'tan düşmanıma dilemem!

 

Aslında iyi çocuktur Rıza, efendi huyludur,

Herkesin suyuna gider.

Yoksa, kalıba vursan hani,

Tek başına on tane adam eder!

 

Bir keresinde, hiç unutmam

Üç-beş zibidi haraca dadandı;

Rıza, sandalyeyi kaptığı gibi

Herifleri hastaneye kadar kovaladı!

 

Aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,

Aynı kafadaydık.

Orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,

Biz, başka havadaydık.

 

Aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,

Aynı takımı tutardık.

Fener'in her maçına iddialaşıp

Millete az mı yemek ısmarladık! ..

 

Bir tek askerde ayrıldık,

Bana Bornova düştü, ona Gelibolu.

Döner dönmez evlendirdiler,

En büyük salaklığı da bu oldu! ..

 

Bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu.

Hep tek tabanca gezdim.

Benim beğendiğimi anam istemedi,

Onun gösterdiğini ben sevmedim.

 

Neyse, bunlar derin mevzu...

Anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.

Ufaktan yol alayım

Anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek! ..

 

Gittim, vurup kafayı yattım;

Rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.

Ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp

Hastaneye kavuşmadan can verdiğini! ..

 

Vay be Rıza! ..

Sonunda sen de düşüp gittin Azrail'in peşine!

Dün, boşuna günahını almışım,

Ne olur, kızma bu kardeşine!

 

Öğlen kahvede söylediler, Rıza öldü, dediler

Ne kolay söylediler!

Sanki dev bir taş ocağını

Kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!

 

Ah dostum... o kocaman gövdene

O beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?

O zalim tabutun tahtalarını

Senin üstüne nasıl böyle çivilediler?

 

Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,

Yani bir daha olmayacak mısın?

Yani bir daha borç vermeyecek,

Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?

 

Peki, beni kim kızdıracak,

Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?

Peki, beni bu köhne dünyada

Senin anladığın kadar kim anlayacak?

 

Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,

Ne acayip şeyler yapacaktık...

Totoyu bulunca dükkân açacak,

Adını Dostlar Meyhanesi koyacaktık.

 

Talih yüzümüze gülecekti be! ..

Karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.

Hafta sonu iki yavru kapıp

Boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!

 

Ah ulan Rıza... bu mahallenin,

Nesini beğenmedin de öte yere taşındın?

Ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,

Benim en kıral arkadaşımdın! ..

 

Ah ulan Rıza... ben şimdi,

Bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?

Senden ayrılacağımı sanma,

Bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim! ..

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« Yanıtla #1 : 05 Temmuz 2009, 18:57:29 »
HANİ BENİM GENÇLİĞİM NERDE..

 

Hani benim gençliğim nerde

Bilyelerim topacım

Kiraz ağacı altında yırtılan gömleğim

Çaldılar çocukluğumu habersiz.

 

Penceresiz kaldım anne

Uçurtmam tellere takıldı

Hani benim geçnliğim nerde.

 

Ne varsa bu gençliği yakan

Ekmek gibi aşk gibi

Ne varsa güzellikten yana

Bölüştüm büyümüştüm.

 

Bu ne yaman çelişki anne

Kurtlar sofrasına düştüm

Hani benim gençliğim nerde.

 

Hani benim sevincim nerde

Akvaryumum kanaryam

AYRILIK HEDİYESİ

 

şimdi saat sensizliğin ertesi

yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın

avutulmuş çocuklar çoktan sustu

bir ben kaldım tenhasında gecenin

avutulmamış bir ben...

 

şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim

ki bu yaşlar

utangaç boynunun kolyesi olsun

bu da benden sana

ayrılığın hediyesi olsun

 

soytarılık etmeden güldürebilmek seni

ekmek çalmadan doyurabilmek

ve haksızlık etmeden doğan güneşe

bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi

mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun..

şimdi iyi niyetlerimi

bir bir yargılayıp asıyorum

bu son olsun be..bu son olsun!

bu da benim sana

ayrılırken mazeretim olsun!

 

şimdi saat yokluğunun belası

sensiz gelen sabaha günaydın!

işi-gücü olanlar çoktan gitti

bir ben kaldım voltasında sensizliğin

hiç uyumamış bir ben...

 

şimdi dişlerimi sıkıp

dudaklarıma kanamayı öğrettim

ki bu kızıl damlalar

körpe yanağında bir veda busesi olsun

bu da benden sana

heba edilmiş bir aşkın

son nefesi olsun...

 

kafamı duvara vurmadan

tanıyabilmek seni

beyninin içindekileri anlayabilmek

ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü

bütün saatleri öylece durdurabilmek için

çıldırasıya paraladım kendimi

lanet olsun!

artık sigarayı üç pakete çıkardım günde

olsun be! ne olacaksa olsun!

bu da benim sana

ayrılırken şikayetim olsun

 

(gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun)

BENİ DÜŞÜN, UNUTMA

 

Ay doğarken bir söğüdün ardından

Göl yüzünde sisli bir esinti ile

Akşamın göğsüne hüzün serperek

Ve Yağmurdan geceye çiçekli perdeler çekerek

 

Beni düşün, Beni düşün, Unutma

 

En umarsız en umutsuz günümde

Bağrına bir yumruk çökeldiğinde

Ve dağların mazlum ateşi

O güzelim saçlarına cayır cayır yanıp ulaştığında

 

Beni düşün, Beni düşün, Unutma

 

Beni düşün bir kavganın içinde

Helal bir ekemeğin peşinde

Ve kurtlardan arta kalmış yüreğimin

Can çekişen o son parçasınıda, sana sakladığımı bil

Bil ki haykırırcasına bu esir gövdemi yakarcasına

Kavuşmak için o serin bağrına

Ateşten bir yol arıyorum

 

 

Kar yağarken mor dağların ucundan

Sol yerinde sessiz bir inilti ile

Yastığın yüzüne yaşlar dökerek

Ve Akşamdan gizlice bir ah çekerek

 

Beni düşün, Beni düşün, Unutma

 

Kan kızılı bir gelincik seherinde

Sırtıma kahbe bir hançer indiğinde

Ve bu gencecik ve bu hemencecik ölüm

Çığırtken bir gazete başlığında

Çığlık Çığlık sana kavuştuğunda

 

Beni düşün, Beni düşün, Unutma

 

Beni düşün şehre her yağmur yağdığında

Islak ve kırılgan bir türkünün içinde

Göğsünden dudaklarına, doğru sancılı bir isyan kabardığında

Bastırarak kalbini avuçlarınla

Sesini okşadığımı bil

 

Bil ki yalvarırcasına, uzayan yollara dağılırcasına

Sonsuz bir mahşerin ortasında

Bir zemzem suyu gibi seni seni özlüyorum
   
     

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« Yanıtla #2 : 05 Temmuz 2009, 18:58:03 »
BİR ANKA KUŞU
 

Yüzlerce soğuk namlu üzerime çevrildi,

Yüzlerce demir tetik aynı anda gerildi!

Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular,

Öpmeye kıyamadığın oğlun yere serildi.

Üşüştü birer birer çakallar üzerime,

Üşüştü her bir yandan göğsüme, ciğerime.

Anne, beni leş gibi yiyip talan ettiler,

Teşhis edilmek için savurdular önüne.

'Yeryüzündeki acıların

Hepsini, hepsini tattım!'

Heder oldum, ekmeğime tütün kattım!

Beni milyon kere yaktılar üstüste.

Bir Anka kuşu gibi anne,

Kendimi külümden yarattım.

Geceler tanır beni; konarım göçerim ben.

Geceler tanır beni; kan damlar içerim ben.

Anne, sen beni unut. Karanlığın bağrında

Kırmızılar ekerim, siyahlar biçerim ben.

Suçüstü yakalandım bölüşürken kalbimi,

Suçüstü, kelepçeyle yardılar bileğimi.

Anne, ben diyar diyar umudun savaşçısı,

Bir tutam sevgi için dağladım gözlerimi.

Prometeus'tum, çiviyle çakılırken taşlara

Ciğerimi kartallara yedirdim.

Spartakus'tüm, köleliğin çığlığında.

Aslanlara yem oldum, tükendim.

Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum,

Kerbela çölünde Hüseyin.

Zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan.

Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu?

'Tanrılardan ateş çaldım,'

Yüzyıllarca tutuştum, üstüste yandım.

Bir Anka kuşu gibi anne,

Kendimi külümden yarattım.

DİYARBAKIR
 

Diyarbakır düze doğru

Yar salınır bize doğru

Bu hasretlik diner bir gün

Dert dolanır saza doğru

 

 

Diyarbakır önü surlar

İçinde bir sevdiğim var

Ana bugün düğün olsun

Güller açsın, gülsün dağlar

 

 

Diyarbakır size kalmaz

Geceler gündüze kalmaz

Bu acılar biter bir gün

Devran döner güze kalmaz

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« Yanıtla #3 : 05 Temmuz 2009, 18:58:41 »
YÜZÜMDEN FİRAR ETTİ GÖZLERİM
 

yüzümden firar etti gözlerim

şimdi bir denize bakıyorlar

dört duvar arasında kalmışım

yanımdakiler öyle diyorlar

 

kafamı çarptığım ranzanın demiri

ciğerlerimi emen soğuk duvar

saçımdaki karları çoğaltmışım

yanımdakiler öyle diyorlar

 

görüş günüm olmadı henüz

daha yeni başlıyor büyük acılar

ve daha epey ağrıyacakmışım

yanımdakiler öyle diyorlar

 

seni görmeyeceğim artık

zaten tamamlanmıştı anılar

ihtimal sabah alınırmışım

yanımdakiler öyle diyorlar

 

gözlerime iyi bakarsın umarım

günde milyonlarca kez seni ararlar

diğer tüm hisleri bırakmamışım

yanımdakiler öyle diyorlar

 

yanımdakiler öyle diyorlar

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« Yanıtla #4 : 05 Temmuz 2009, 18:59:08 »
HAYAT NEDİR ANNE?

 

benim hiç sapanım olmadı anne,

ne kuşları vurdum,

ne de kimsenin camını kırdım...

çok uslu bir çocuk değildim ama,

seni hiç kırmadim, hep boynumu kırdım.

ben hayatım boyunca

bir tek kendimi vurdum! ..

 

suskun görünsem de,

fırtınalı ve mağrurdum anne.

bir mızrak gibi,

aynada hep dik durdum anne! ..

ben sana hiç bir gün laf getirmedim,

leke sürmedim.

ama göğsümü çok hırpaladım,

kalbimi çok yordum...

ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum! ...

 

benim hiç sevgilim olmadı anne,

ne bir yuva kurdum,

ne bir gün şansım güldü...

öpemeden bir bebeğin gidişini,

tükendi gitti çağım...

kimi yürekten sevdiysem,

yüreğini başkasına böldü...

bir muhabbet kuşum vardı,

o da yalnızlıktan öldü...

 

sen beni göğsünde

hep acılarla mı soğurdun anne?

yoksa evlat diye,

koca bir taş mı doğurdun anne?

eziyet degilim, zahmet değilim,

musibet hiç değilim;

bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!

doğurdun da beni,

ne ile yoğurdun anne?

 

benim hiç hayalim olmadı anne...

ne seni rahat ettirdim,

ne kendim ettim rahat...

bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat!

kaybolmuş bir anahtar kadar

sahipsizim anne...

ne omuzumda bir dost eli,

ne saçımda bir şefkat...

 

say ki yollardan akan,

şu faydasız çamurdum anne...

say ki ıslanmaktım, üşümektim,

say ki yağmurdum anne!

bunca yıldır gözyaşlarını,

hangi denizlere sakladın?

oy ben öleyim,

sen beni ne diye doğurdun anne?

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« Yanıtla #5 : 05 Temmuz 2009, 18:59:52 »
İNTİHAR MAVİ

 

Dağların dorukları dumanlı olur

Geriye dönmez savaşçılar...

 

Fırtınayla yıkanmıştır ömürleri

Karla yıkanmıştır yüzleri...

Bu yüzden asla vedalaşmaz

Ve kılıçlarında taşırlar şiiri! .

 

Bu yüzden sevdaları mahzundur

Yürekleri kallavi!

Alınları ihanet vurgunudur.

Gözleri intihar mavi...

KALAN KALIR

Vur sırtına, vur sırtına

Dostun oldum vur sirtina

Madem ki ben kaldıramam

Derdimi al vur sırtına

 

Duman kalır, duman kalır

Ocak tüter duman kalır

Ben yanarım hic tükenmem

Benden sonra duman kalır

 

Ah ne fayda, ah ne fayda

Kefen beyaz ha ne fayda

Bir hayına yas dökersin

Kadrin bilmez ah ne fayda

 

Kalan kalır, kalan kalır

Giden gider kalan kalır

Ben giderim geri gelmem

Benden sonra kalan kalır

 

Meydan kalır, meydan kalır

Yiğit ölmez meydan kalır

Yere vurma hatırımı

Sana kahpe meydan kalır

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« Yanıtla #6 : 05 Temmuz 2009, 19:00:11 »
KAVGAMIN ÇİÇEĞİ

 

Seni düşünüyorum seni

Sen ey kavgamın çiçeği

 

Toprağa su yürürken

Dağlar yeşerirken

Şafağın kızıl okları

Gecenin kalbine dalarken

 

Seni düşünüyorum seni

Sen ey kavgamın çiçeği

Bana sen öğrettin kavgayı

 

Seni özlüyorum seni

Sen ey kavgamın çiçeği

 

Sulara ay düşerken

Dalgalar öpüşürken

Sokağın titrek lambası

Islanan yüzüme düşerken

 

Seni özlüyorum seni

Sen ey kavgamın çiçeği

Bana sen öğrettin gülmeyi

 

Seni seviyorum seni

Sen ey kavgamın çiçeği

 

Seni düşünüyorum seni

Sen ey kavgamın çiçeği

Bana sen öğrettin gerçeği

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« Yanıtla #7 : 05 Temmuz 2009, 19:00:31 »
KİM SUSTURABİLİR BİZİM TÜRKÜMÜZÜ

 

Kim susturabilir bizim türkümüzü kim

Biz ki bu hasreti semahların seyrinden alıp gelmişiz

Biz ki onu sitemkar anaların kirpiğinden derlemişiz

Süzülsün de acının derin izler bıraktığı gül yanaklardan

Yere dökülsün istememişiz

Bizim türkümüzü rüzgar söyler her gece

Ay vurdukça parıldar gün doğdukça hız alır

Nevroz ateşleriyle sağaltarak çırpınan yarasını

Can havliyle kardaş

Kan içinde bir kartal gibi vadilere saldırır

Türkülere ilişmeyin

Türküler nehirdir gecenin bağrına akar

Fazla eşelemeyin kardaş

Taşınca ne siperler kalır ne dev barikatlar

Deşmeyin diyorum deşmeyin

Kim susturabilir bizim türkümüzü kim

Biz ki nice amansız badirelerde serden geçmişiz

Biz ki ilmikler boynumuza takılıyken bile türkü söylemişiz

Sonra ırmak boylarında göğertip körpe otların serinliğinde

Dağlara emanet etmişiz

Biz ki her yangının külünden diri canlar yaratmışız

Bizki mazlumların defterine kanlı resimlerle sıralanmışız

Banaz yaylasından kerbelaya kar götürsün turnalar

Ölürüz sanma kardaş

Dostun attığı gülden yaralanmışız

Türküleri dövmeyin

Türküler gökyüzüdür karanlığa yıldızlar çakar

Üstümüze gelmeyin kardaş

Namuslu bir devrimcinin alnında kavga ışıldar

İncitmeyin diyorum incitmeyin

Kim susturabilir bizim türkümüzü kim

Bizki karacaoğlanı aşkla veyseli toprakla yüceltmişiz

Bizki köroğlunun narasıyla nice beyleri yere çökertmişiz

Yine de masum bir bebek gibi avuç avuç sevdamızı

Kalanlara vasiyet etmişiz

Adam dediğin sapına kadar yiğit olmalı

Ne karıncayı incitmeli ne ozanları yakmalı

Öyle sansar gibi punduna getirmek de neymiş

Adam dediğin kardaş

Yüreği varsa eğer getirip ortaya koymalı

Türküleri yakmayın

Türküler çiçektir en umutsuz zamanlarda açar

Kavgayı uzatmayın kardaş

Yüzyıllardır tuz döke döke çürüdü bu yaralar

Kanatmayın diyorum kanatmayın
   
     

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« Yanıtla #8 : 05 Temmuz 2009, 19:00:51 »
SENDE Mİ HEYECAN
 

Şu dağların yamacına

Sende mi savruldun hey can

Anaların acısına

Sende mi kaydoldun hey can

Fırtınaya bağır açtın

Kuş musun sanki be hey can

Yıldırma değip geçtin

Taş mısın sanki be hey can

 

Sende mi yandın

Sende mi soldun

Sende mi kayboldun hey can

Nedir bu çığlık

Nedir bu feryat

Sende mi vuruldun hey can

 

Şu dağları yanağına

Sende mi gül oldun hey can

Sevdaların yangınında

Sende mi çöl oldun hey can

 

Kar mı yağdı saçlarına

Darda mı kaldın be hey can

Çığ mı düştü yollarına

Zorda mı kaldın be hey can

 

Sende mi yandın

Sende mi soldun

Sende mi kayboldun hey can

Nedir bu çığlık

Nedir bu feryat

Sende mi vuruldun hey can
   
     

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Yusuf Hayaloğlu Şiirleri
« Yanıtla #9 : 05 Temmuz 2009, 19:01:11 »
 

YAŞAMAK GÜZELDİR ANNE
 

Anne ben senin oğlunum

Kanayan bir yurdum var

Anne ben senin oğlunum

Sönmeyen bir umudum var

 

Ellerimi tutma ne olur

Beni ağlatma ne olur

Anne ben senin oğlunum

Bu kavgaya inancım var

 

Yasamak güzeldir anne

Yasamak senin için

Yasamak güzeldir anne

Yasamak yarınlar için

 

Ölmek yaşamaktır yine

Halkının yüreğinde

Ölmekte güzeldir anne

Ölmek özgürlük için

 

Anne seni seviyorum

Sana ihtiyacım var

Anne seni seviyorum

Ciğer delen bir acım var

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38