* Anlık üyelerarası ileti

Sohbet kutusu bulunamadı.

* Kullanıcı bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

* Şu an aktif olanlar

  • Nokta Ziyaretçi: 9
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 0

Çevrimiçi kullanıcı bulunmuyor.

* İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 28
  • stats Toplam İleti: 658
  • stats Toplam Konu: 290
  • stats Toplam Kategori: 11
  • stats Toplam Bölüm: 58
  • stats En Çok Çevrimiçi: 141

* Son İletiler/Konular

Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[19 Mart 2019, 00:44:57]


Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 02:07:46]


Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 01:55:14]


Ynt: Ev İşlerinde Basit Öneriler Gönderen: uzumbaba
[29 Mayıs 2014, 23:48:15]


Ynt: Görünmez Kazalar Ve Pratik Önlemler Gönderen: uzumbaba
[17 Nisan 2014, 02:20:37]

* Yönetim

uzumbaba admin uzumbaba
Yönetici

* En Popüler Bölümler

* İnternette ara

internette Arama

Gönderen Konu: Türk Halk Edebiyatı  (Okunma sayısı 13809 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Türk Halk Edebiyatı
« : 05 Temmuz 2009, 18:09:44 »
Halk Edebiyatının Özellikleri

Türk halk edebiyatı ürünlerinin ortak özelliklerinin başında, anlaşılır bir Türkçeyle
söylenmiş ya da yazılmış olmaları gelir. Halk edebiyatı ürünlerinin büyük bir bölümünü
nazımla söylenmiş türkü, ağıt, ninni, mani, koşma, koçaklama vb. türler oluşturduğu
için, bu türlerde başlıca ölçü hece ölçüsüdür.

Özellikle 16. yüzyıldan sonra, kimi halk şairlerinin gerek ilişkide oldukları medrese
kültürü ve çevresinin etkisi, gerekse divan şairlerine özenmelerinden kaynaklanan
hece dışında ve ağdalı bir dille söyleme özellikleri görülmüştür. Fakat bu, halk edebiyatı
ürünlerinin özellikleri sıralanırken temiz bir Türkçeyle söylenmiş olduklarının
belirtilmesine engel değildir.

Halk edebiyatı ürünlerinin dil ve biçim dışında bir diğer özelliği ise büyük bir bölümünün
bireysel değil imece usulüyle yaratılmalarıdır. Bu imece usulüyle yaratım,
kimi adlara ait gösterilen şiirlerde de böyledir. Bir şiirin, bir masalın, bir türkünün,
bir fıkranın birden çok söyleniş şeklinin olması da bu ortak yaratma niteliğinden ileri
gelmektedir. Bugün Karacaoğlan, Pir Sultan, Yunus Emre gibi adı belli halk ozanlarımıza
ait şiirlerin bile birden çok söyleniş şekilleri vardır. Bu ozanlarımız etrafında
bir Karacaoğlan şiirinden çok Karacaoğlan şiir geleneği ya da Pir Sultan şiir geleneği
vurgulamasının yapılması da bu gerçeklikten ileri gelmektedir. Yani, halk benimsediği,
kendi duygu ve düşüncesiyle bütünleştirdiği ürünlere yenilerini eklerken, ona
gönlünde yer etmiş bu adlardan birini yakıştırmaktan kaçınmamıştır.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #1 : 05 Temmuz 2009, 18:10:01 »
Edebiyatın İçinde Halk Edebiyatının Yeri

Bütün ulusların edebiyatlarında olduğu gibi, Türk edebiyatında da halk edebiyatı
geleneğinden sürekli yararlanılmaktadır. Bunun tersini düşünmek doğru olmaz.
Çünkü bugün bile, insanın çocukluğunda tanıştığı ilk edebiyat ürünleri ninni, tekerleme,
masal gibi halk geleneğine dayalı ürünlerdir. Böyle bir gelenek içerisinde
yetişen sanatçı, çok aykırı bir yapıt sunsa da, düşünsel dünyasının derinliklerindeki
bu birikimlerin izleriyle tanışıklığını hiç bir zaman yok sayamayacaktır.
Bu kaçınılmaz gerçeğe daha bilinçli bir biçimde yaklaşarak iletmek istediği düşünsel
ve estetik iletileri halkbilim ve halk edebiyatı ürünlerinden özellikle yararlanarak
okuyucusuna ulaştıran sanatçılar da vardır. İngiltere'de Macperson'un ve
Percy'nin İngiliz halk türkülerini örnek alarak geliştirdikleri edebiyat dili, Almanya'da
Klopstock ve Herder'in epik şiirden ve halk türkülerinden yararlanarak geliştirdikleri
edebiyat geleneği, klasik edebiyatın sıkı kaidelerinin kırılmasına ve ulusal
bir edebiyatın yaratılmasına yol açmıştır. Puşkin'in Rus edebiyat dilini yaratmada
halk edebiyatından ne büyük yardımlar gördüğü bilinen bir gerçektir. Puşkin,
dadısı Rodionovna'dan, ta çocukluğunda dinlediği masallar için "bunların her biri
bir şiirdi", atasözleri için ise "dilimizin altın madeni" demektedir. Puşkin'den sonra
gelen büyük Rus yazalarının hepsi, Lermontof, Gogol, Turgenyev, Tolstoy ve Dostoyevski
"halkın ruhu ile kaynaşmanın" yolunu Puşkin'in açtığı gelenekten öğrenmiştir.
Ülkemiz edebiyatında, halk edebiyatı ürünlerinin konu, biçim ve biçeminden yararlanarak
özleri sağlam, dili ve anlatımı güçlü yapıtlar veren sanatçılarımızın içerisinde
Ömer Seyfettin, Ahmet Rasim, Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Rahmi Gürpınar
adları akla ilk gelenlerdir.

Günümüz edebiyatçıları içerisinde sadece ülkemizde değil, dünyanın bütün ülkelerinde
işlediği temalar kadar işleyiş biçimi bakımından da örnek gösterilen Yaşar
Kemal, özgünlüğünü destan ve halk hikayeciliği geleneğinden yararlanarak var
etmiştir. Yaşar Kemal'in Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf , Yılanı Öldürseler,
İnce Memed, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu, vb. romanları halk edebiyatının
zengin dil birikimini yansıtmaktadır. Ayrıca sözlü kültürde var olan Karacaoğlan,
Köroğlu, Ala Geyik efsanelerini derleyerek yazdığı Üç Anadolu Efsanesi halk
edebiyatının çağdaş edebiyat içerisindeki yerini göstermesi bakımından önemli yapıtlardır.
Bu listeye yine Yaşar Kemal'in yapıtlarından Ağrı Dağı Efsanesi'ni, Filler
Sultanı ile Küçük Karınca'yı da eklemek gerekir.

Halk edebiyatı geleneği ve halkbiliminden edebiyatımızda sadece Yaşar Kemal bu
denli yararlanmamıştır. Çağdaş Türk edebiyatı içerisinde önemli yerleri olan Nazım
Hikmet'in Sevdalı Bulut, Şeyh Bedrettin Destanı, Ferhat İle Şirin, Yusuf ile Menofis
adlı yapıtları, Sabahattin Ali'nin Hasan Boğuldu adlı öyküsü, Samim Kocagöz'ün
kimi öykü ve romanları, Aziz Nesin ve Muzaffer İzgü'nün birçok gülmece öyküsünde
halk edebiyatının zengin örneklerinden yararlanılmıştır. Ahmed Arif, Enver Gökçe,
Necip Fazıl Kısakürek, Bekir Yıldız, Ümit Kaftancıoğlu, Niyazi Akıncıoğlu, Kemal Tahir,
Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ali Kemal Gözükara, Osman Şahin, Kemal Bilbaşar, Abbas Sayar,
Onat Kutlar, Necati Cumalı, Abdülkadir Bulut, Hasan Hüseyin, Gülten Akın ve daha
genç kuşaktan Murathan Mungan, Ömer Civano, Müslüm Çelik gibi şair ve yazarlarımızın
yapıtlarında da bu geleneğin belirgin izleri vardır.

Aşağıda Akın'ın (1982) yazısında da halk yazınının çağdaş yazına kaynaklık ettiğine
ve önemine değinilmiştir.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #2 : 05 Temmuz 2009, 18:10:19 »
Okuma Parçası
Yoz Bir Kültürü Egemen Kılmak İçin
Gülten Akın

Günümüz sanatını besleyecek bir kaynak olarak halk edebiyatı konusu, ürkütücü genişlikte
bir konu. Ben salt, kendi alanım olan edebiyatı, özellikle şiiri kapsayacak biçimde konuyu sınırlandırmak
istiyorum.

"Her kültür, belli bir toplumun ekonomisiyle siyasasının ideolojik planda yansımasıdır."
Kültürün bir görünümü olan sanat da öyle.

Halk edebiyatının en güçlü olduğu, ürünlerinin en bol olduğu dönem, kuşkusuz halkların
uluslaşma sürecine girmeden az önceki , aşiret, boy, kabile biçiminde yaşadıkları dönemdir.
Dünyamızdan gelip geçen insanlar, halklar bu çok sancılı evreyi ürünleriyle sonsuza aktarmışlardır.
İlkel insanın büyü, dua, dans, ezgi biçimlerinde, işine yardımcı kıldığı, hayatını
değiştirmede başvurduğu sanat, daha ileri bir evrede de aynı toplumsal amaçla yapılıyordu.
Yaşadığı olayları anlatıyordu insan. O olayların benzerini belki bir daha yaşamamak istiyordu.
Tarihini, birlikte yaşadıklarına ya da kendinden sonraya kalacak olanlara, çocuklarına aktarmak
istiyordu. Bunu en etkin biçimde yapması gerekiyordu. Bir de artık, yaylak, güzlek,
kışlak saydığı yurt saydığı yerlerin dışına taşmışlığı vardı. Savaşların, sürgünlerin, iskanların,
salgınların onulmaz acılarını taşıyordu. Yakarıyor, isyan ediyor, öfkeleniyordu, yiğitliğini
yüceltiyordu, alay ediyor, yergiler diziyordu. İkinci boyutta, bireysel yaşamı sürüyordu.
İlk boyuttan etkilenerek ve onu etkileyerek. Sevda vardı. Hastalık, ölüm vardı. Zulüm vardı.
Ayrılıklar, özlemler, kavuşmalar vardı. Her biri için, sayılamayacak kadar çok deyiş dedi.
Destan, masal, efsane söyledi. Güç kazanmak, kazandırmak için, yeniden o olayı yaşıyor olmak
için, yaşamı kalıcı kılmak için...

Sonra bu söylenenler, yazıya da döküldüler. Hem yazılı, hem sözlü ürünler günümüze dek
geldi.

O toplumsal koşullar, bir daha geri gelebilir mi, gelmiş midir? Uluslaşma süreçlerinin geçildiği,
sınıfsal çelişkilerin yaşandığı, bu çelişkilerin özel yaşamda da bir yığın değişiklik oluşturduğu
çağımızda, at, avrat, silah yiğitliği; mecnunluk, leylâlık kalmış mıdır? Ya değer ölçüleri,
sağtöre, insan ilişkileri?

Diyor ki birileri, o koşullar bir daha gelmeyeceğine göre, o sanat da yapılamaz. Doğru bu. Ancak,
kapsamı bir iyice genişletiliyor bu savın, o günün halk yazını, çağdaş yazına kaynaklık
edemez 'e kadar.

Pir Sultan'ın, Karacaoğlan'ın şiirleri, Köroğlu, Dadaloğlu'nunkiler, Kazak Abdal yergileri,
onca aşık deyişleri, efsaneler, destanlar, masallar hâlâ bunca geçerliyken (halk içinde değil
yalnız, seçkinci çevrelerde de) nasıl düşünülebilir böyle?
Bana yeryüzünden haksızlığın zulmün kalktığını söyle, Pir Sultan'dan vazgeçeyim. Bana
insanların artık usla, mantıkla davrandıklarını söyle, Leylek koduk doğurmuş/Ovada zurna
çalar/Balık kavağa çıkmış/Söğüt dalın biçmeye... diyen Kaygusuz'dan vazgeçeyim.
Bana, İsrail oğullarının kendi çektiklerini silip; kara elleriyle, yeni bir soykırımı Filistin'de
tarihe yazdıklarını unuttur, halk şiirinin çoğundan vazgeçeyim.
Yüzyılların geçmesi insanlığın tarihinde, masaldaki bir arpa boy yol kadar kısa demek ki. Demek
ki insan henüz niceliklerde dolaşıyor. Yeterli bir birikimi oluşturamadı, nitelik değişimini
gerçekleştiremedi. Doğrusu bu.

Şu var ki, halk edebiyatının bu güne kaynaklık etmesi demek halk şiirinin benzeri şiiri yazmak
demek değildir. Dünyada ve ülkemizde usta sayılan yazarlara ozanlara bakın, halk edebiyatı
kaynağından nasıl yararlanmışlar. Endülüs ("Cante flamenco"ları) olmasa, Lorca
olur muydu? Anadolu efsaneleri olmasa Yaşar Kemal olur muydu? Mitoloji olmasaydı, Yunan
sanatı?...
............
Konumuzun bir de öteyüzü var, değinmeden geçemeyiz. Halk sanatının, halk edebiyatının
ürünleri, dünyanın çok yerinde ve ülkemizde, belli çevrelerce hızla yozlaştırılıyor. Egemen
kültürü oluşturma görevini de üstlenen bu çevrelerin, öyle, halkın değerlerinin nitelikçe değiştirilip
yükseltilmesi, halkın yaşamının da yükselmesine yardımcı olunması gibi bir sorunları
yok. Herşeyi, paraya çevrilir mal olarak gördüklerinden, ellerini değdirdikleri güzellik
çirkinliğe dönüşüyor. Bastıkları çimen kuruyor. Halkın müziğine, şiirine, efsanesine, masalına
musallat oluyor onlar. Yoz bir kültürü egemen kılmak için.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #3 : 05 Temmuz 2009, 18:10:34 »
Halk Edebiyatının Yazılı Kaynakları

Halk edebiyatımızla ilgili yazılı kaynaklar oldukça çeşitlidir. Şöyle bir sıralayacak
olursak bunların başlıcaları şunlardır:
• Orhun Abideleri : Türk kültürü ve edebiyatıyla ilgili yazılı kaynakların en
eskisini Türk gelenek ve adları konusunda bilgiler taşıyan ve 8. yüzyılda dikilen
Orhun Abideleri oluşturmaktadır.

• Divânü Lûgati't -Türk: Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072 tarihinde yazımı
tamamlanan bu sözlük, Türk halk edebiyatının değişik türlerinden örnekler taşıması
bakımından önemli bir kaynaktır.

• Sûrnameler: Düğünlerden, şenliklerden, eğlencelerden, halk sporlarından
sözeden çoğunlukla minyatürlü yazma yapıtlardır. Halk tiyatrosu, halk eğlenceleri
yönünden zengin bilgi kaynaklarıdır.

• Menâkıpnâmeler, vilâyetnâmeler: Halk kültüründe eren ve evliya gibi üstün
bir değeri olan Sarı Saltuk, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Mevlana
gibi kişilerin yaşamlarını anlatan yapıtlardır.

• Falnâmeler: Gelecekten haber verme konusunda inanışları ve uygulamaları
içine alan yazma yapıtlardır.

• Mesnevîler: Halk hikayeleri, fıkraları yönünden çok zengin kaynaklardır. Divan
şairlerinin halk hikayelerini mesnevi şeklinde işlemeleriyle oluşmuşlardır.
Örneğin Mevlana'nın ünlü Mesnevisi, halk hikayeleri ve fıkralar bakımından
çok zengin bir kaynaktır.

• Cönkler : Halk edebiyatımızın en önemli yazılı kaynaklarını cönkler oluşturmaktadır.
Birer defter olan cönkler alttan yukarıya doğru, uzunlamasına açılan
ve okuma-yazma bilen bir halk edebiyatı gönüllüsü tarafından düzenlenmiş
kaynaklardır. Cönkler tek bir halk edebiyatı türü üzerine düzenlenmemişlerdir;
tam tersine destanlar, koşmalar, ağıtlar, türküler, atalar sözü, maniler, fıkralar,
masallar gibi halk edebiyatı ürünleri bakımından oldukça zengin ürünleri
birarada bulundurmaktadır. Bu bakımdan, bu kaynaklarda halk edebiyatının
bütün ürünlerini bulmamız olasıdır.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #4 : 05 Temmuz 2009, 18:10:47 »
Halk edebiyatının Sözlü Kaynakları

Halk edebiyatının masal, tekerleme, ninni, mani, fıkra, bilmece, atasözü, beddua,
vb. gibi sözlü ürünlerinin çok büyük bir bölümü özellikle ileri yaşlardaki insanlarımızdan
elde edilen ürünlerdir. Bu yaşlı insanlar, dedelerinden, ninelerinden ya da
anne-baba ve o çevredeki yaşlı kimselerden duydukları bu ürünleri yeni bir kuşağa
aktarmada önemli bir kaynaktır. Halkbilim ve halk edebiyatı araştırmacıları bu yaşlı
kaynaklardan derledikleri metinleri yazılı hale getirerek halk edebiyatı kaynağını
zenginleştirirler. Ayrıca çeşitli yörelerimizde, radyo, gazete ve televizyon gibi görsel-
işitsel iletişim araçlarının yaygın olmadığı dönemlerde, halkın başlıca eğlence
ve bir anlamda da eğitim kaynağı olan bu ürünler anlatıcı ve sorucularının, bugün
sayıları giderek azalsa da, belleğinde yer etmiştir. Bu usta anlatıcıların yanı sıra halk
ozanları, özellikle de saz şairleri sözlü halk edebiyatı ürünlerinin günümüze taşınmasında
başlıca kaynaklardır.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #5 : 05 Temmuz 2009, 18:11:07 »
Halk Edebiyatı Kavramı

Halk edebiyatı kavramıyla nasıl bir edebiyatı anladığımızı açıklamak için öncelikle
halk kavramının ne anlama geldiğini algılamak gerekir. İlkçağlarda halk, hükümdarlarla
ona bağlı çevreler dışında kalan, henüz sınıflara ve tabakalara ayrılmamış
geniş yığınlardır. Halk ortak bir dili konuşan, gelenek ve görenekleriyle ortak etkinliklerde
buluşan; ortak şeylere gülüp ortak şeylere ağlayan; günlük yaşamındaki
ekonomik ve sosyal düzeyle biribirinden çok farklı olmayan insanlar topluluğu olarak
tanımlanabilir. Kuşkusuz böyle bir kavram ve böyle bir tanımlama, bu çerçevenin
dışında da bir insan topluluğunun varlığını akla getiriyor. Öyledir de.

İlkel toplumlar dediğimiz topluluğu oluşturan bütün bireylerin aynı yaşam biçimini
sürdürdüğü; birlikte avlanıp avladığını birlikte yediği, birlikte ektiğini birlikte tükettiği;
birlikte savaşıp elde ettiklerini birlikte paylaştıkları bir dönemden, üretim
araçları, işbölümünün yaygınlaşması ve değişim araçlarının gelişmesiyle, üretimi
kendi gereksinimi olduğu kadar başka birilerinin de isteği olduğu için, avladığını
ya da ekip biçtiğini kendisine yetenden başka, yöneten ya da hakim olan için de ürettiği
bir döneme geçerken, halkla halk olmayan ayrımı da belirmeye başlamıştır. Kaba
hatlarıyla çizdiğimiz bu görüntü, Türk toplumunda da özellikle göçebe yaşamdan
yerleşik yaşama geçmeyle belirginleşmeye başladı ve kentlerle birlikte soylu
bir tabaka da oluştu. Özellikle İslamiyetle birlikte Türklerin düşünüş biçimi de değişmeye
başladı, bu inancın gerekleri doğrultusunda yapılanmaya gidildi. Şehir ve
kasabalarda kurulan medreseler, başlangıçta çok büyük bir kitle oluşturmasa da siyasal
iktidar açısından etkin olan bir topluluk oluşturdu. Bu topluluk, İslam düşüncesiyle
ilgili bilgi ve birikimlerinden dolayı farklı bir düzeyde olunca, geniş toplumsal
kesimlerle bu kesim arasında ortak değerler azalmaya başladı.

Üstünlük duygusuna kapılan medreseliler, halkı "havas" ve "avam" diye ikiye ayırarak düşünsel olduğu
kadar yaşama biçimi ve kültürüyle de farklılığın artık belirginleşmeye başladığını
işaretlediler.

Özellikle XV. yüzyıldan itibaren Osmanlı saray çevresine egemen olmaya başlayan
Arap ve Fars aydınları beraberlerinde kendi kültürlerini de getirdiler. Türk toplumuna
yabancı olan bu kültür, Osmanlı saray çevresi ile yöneticileri tarafından yeğlenince
bu çevrede kabul gördü; ancak halk geleneksel duyarlığını, estetik ve sanatsal
yeteneğini yitirmeksizin bir gereksinim olarak duyumsadığı ürünlerini üretmeyi
sürdürdü. Bu, dil ve kültür ayrılığı, eğitim görmüş çelebiyi temsil eden Hacivat ile
sağduyu sahibi anlayışlı halkı temsil eden Karagöz'ün nükteli konuşmalarında kolaylıkla
görülür.

Oluşan bu yeni "seçkinci" kesim, dili Arapça ve Farsça sözcüklerce kuşatılmış, içeriği
yaratıcısının düşünde yorumladığı bir dünya olan ve hayat bulduğu sosyal-siyasal
çevrenin yaşama biçimine denk düşen bir edebiyat, sanat yarattı. Divan ya da saray
edebiyatı adıyla andığımız bu edebiyat, kuşkusuz bütün Osmanlı coğrafyasının
öyle ya da böyle edebiyatı, sanatıdır. Ne var ki, bu edebiyat ve sanatta geniş bir
toplum kesiminin yaşadıklarından uzak bir yaşama biçimi, estetik ve ideolojik anlayış
vardır. İşte halk edebiyatı, bu geniş toplum kesimine uzak 'seçkinci' anlayışın
karşısında, tarihsel ve toplumsal ortaklıklardan beslenen diliyle, içeriğiyle, zorlama
etkenlerin olmadığı, en önemlisi de, yarattığı halkın ulusal özünü taşıyan edebiyattır.
Avrupa'da 16. yüzyılda Rönesansın, 1789 yılında da Fransız Devriminin yaşanması
yeni bir düşünce oluşturmuş, aydınlarda halk yaşamına karşı ilgi uyandırmıştır.
Aynı zamanda bu süreçte Avrupa'da 'halk' ve 'ulus' kavramları günümüzdeki anlamıyla
kullanılmaya başlanmıştır. Oysa, ekonomik ve siyasal sıkıntı içerisindeki Osmanlı
böyle bir süreci yaşayamadı.

'Halk Edebiyatı' kavramının dilimizde kullanılışı ise, yüzyılımızın başlarından daha
eskiye gitmez. Elçin'in (1997) "halk edebiyatı kavramı" üzerinde dururken altını
çizdiği gibi, Avrupa'nın akılcı ve teknik üstünlüğüne dayanan yeni uygarlığı
karşısında bütün Türk dünyası ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu gerilemek, parçalanmak
durumuna gelince, zaman içinde "siyasi Tanzimat" adını verdiğimiz bilinç
doğdu. Bu bilincin ardından gelen "edebi Tanzimat" kuşağı 3 Kasım 1839'da
ilan edilen Tanziman Fermanının yarattığı ortamda 1789 ilkelerini ve bu ilkelerle
doyurulan fikirlerini gazeteyle, çeviri ve sanat yapıtları ile Türk halkına yaymaya
başladılar. Şinasi'nin "Durûb-ı Emsâl-i Osmaniye"si, Ziya Paşa'nın "Şiir ve İnşâ"sı,
Namık Kemal'in tiyatroları ve "Vatan" gibi makaleleri, mutlak rejimden meşrutiyete
doğru giden yolda, aslında var olan "halk"ı ve "ulus"u Avrupalı bir görüşle arayan
yapıtlardır.

Folklor, Türkiye Türklerinde 1908'den sonra Türkçülük ve milliyetçilik hareketi
içinde kendini gösterdi. Doğal olarak Türkiye'de halk edebiyatı kavramının dilimiz
ve düşüncemizdeki tarihsel derinliği bu tarihten daha öteye gitmez.

Bugün bu kavramla biz, divan edebiyatı dışında kalan ortak ürünlerle: mani, türkü,
ağıt, atalar sözü, destanlar, masallar, hikayeler, fıkralar, bilmeceler, ninniler, beddualar,
vb gibi; söyleyeni belli saz ve tekke şiiri kapsamındaki ürünleri; köy orta oyunu
dediğimiz temsilleri: Meddah, Karagöz ve Ortaoyunu'nu anlıyor, değerlendiriyoruz.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #6 : 05 Temmuz 2009, 18:11:23 »
Türkiye'de Halkbilim Çalışmaları

Türkiye'de halkbilim çalışmalarının henüz bir yüzyılı yoktur. Ülkemizde halkbilim
ilk kez Ziya Gökalp tarafından Halka Doğru dergisinin 10 Temmuz 1329 (23 Temmuz
1913) tarihli sayısında yayımlanan "Halk Medeniyeti" başlıklı yazısıyla gündeme
geldi. Folklor terimi ise ilk kez Rıza Tevfik [Bölükbaşı]'in 20 Şubat 1913 tarihli Peyam
gazetesinin edebiyat ekinde yayımladığı "Folklor" başlıklı yazısında kullanıldı.

Özellikle ülkemiz için çok genç bir bilim dalı olan halkbilimle ilgilenen ilk örgüt,
1927 yılında Ankara'da kurulan ve daha sonra adı Türk Halk Bilgisi Derneği'ne çevrilen
Anadolu Halk Bilgisi Derneği olmuştur. Bu dernek ilk önce folklor derleyicilerini
yetiştirmek ve yönlendirmek amacıyla Halk Bilgisi Toplayıcılarına Rehber adlı kılavuz
(1928) ardından da Halk Bilgisi Mecmuası (1928, 1 sayı) yayımladı. 1923 yılında
halkevlerine devredilene değin bu dernek iki derleme gezisi düzenlemiş ve
Halk Bilgisi Haberleri (19 sayı) adlı süreli yayınının yanı sıra 13 adet de kitap ve
broşür yayımlamıştır.

Ülkemizde genel folklor alanındaki çalışmalar, müzik folkloru sahasındaki disiplinli
çalışmalarla başlar. Halk türkülerini toplama, notaya alma, yayınlama yolundaki
hareketlerin ve bu konuyla ilgili yayınların önemini belirten yazıların ilki, 5
Mart 1915 tarihli Yeni Mecmua'nın Çanakkale Özel Sayısı'ndaki Musa Süreyya
Bey'in bir makalesidir. Halkbilimin bir iş halinde uygulanması Dr. Rıza Nur'un
Milli Eğitim Bakanı olduğu 1920 yılında başlar.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından başlatılan türküleri toplama yolundaki çalışmalar,
1916 yılında kurulmuş olan "Darü-l Elhan" (İstanbul Konservatuarı) ın bu konuya
eğilmesi ile disiplinli ve yaygın bir şekil alır. 1926-1927-1928-1929 yıllarında zamanın
ünlü müzik bilginlerinin de katıldığı dört araştırma gezisi düzenlenir. Bu
araştırma gezisinde toplanan türküler 15 defter halinde yayımlanır.

1960'lardan sonra ise halkbilimiyle ilgili çalışmalar yapan dernekler çoğalmış, ülkemizin
değişik il ve ilçelerinin yanı sıra üniversitelerimizde de topluluk halinde çalışmalarını
sürdürür olmuşlardır. Üniversite öğrenci dernekleri arasında Boğaziçi
Üniversitesi Folklor Kulübü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Türk Halkbilimi Topluluğu
dergi ve kitap yayınlarıyla, alan araştırmaları ve halk oyunu toplulukları kurmalarıyla,
Türk folkloruyla ilgili toplantılar düzenlemeleriyle; Mimar Sinan Üniversitesi
Türk Halk Sanatları Araştırma Derneği araştırma gezileri ve sergileriyle dikkat çekmektedirler.
Anadolu Üniversitesi Halkbilim Araştırmaları Merkezi, araştırmalar yapmakla,
oyun ve müzik toplulukları yetiştirmekle bu çalışmalara katılmaktadır.

1966 yılında Milli Folklor Enstitüsü adı ile kurulan ve bugün Kültür Bakanlığı bünyesinde
Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü olarak çalışmalarını
sürdüren önemli bir örgüte nihayet kavuşmuş durumdayız.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #7 : 05 Temmuz 2009, 18:11:38 »
Akademik Çalışmalar

Üniversitelerimizde ilk halkbilim çalışmaları 12 Aralık 1924'te İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi'ne bağlı olarak kurulan Türkiyât Enstitüsü tarafından yapılmıştır.
Enstitü, M. Fuad Köprülü'nün başkanlığında Türk halk edebiyatıyla ilgili
önemli eserler yayımlamıştır. Ancak üniversitelerimizde halkbilimin akademik bir
disiplin olarak ilk kez ele alınmasını Pertev Naili Boratav başlatmıştır. Boratav,
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde, 1938 yılında başlattığı
halk edebiyatı derslerini 1948 yılında folklor kürsüsüne dönüştürmüş, ne var ki,
üniversiteye bilimdışı çevrelerin müdahalesi sonucu bu kürsü 1948 yılında kapatılmıştır.
Ülkemizde 32 yıl kapalı tutulan halkbilim bölümü ancak 1980 yılında yeniden açılmıştır.
Günümüzde Ankara Üniversitesi ile Hacettepe Üniversitelerinde bağımsız
bilim dalı olarak eğitim verilmekte, akademik çalışmalar yürütülmektedir. Bu üniversiteler
dışında Atatürk, Fırat, Erciyes, Selçuk, Cumhuriyet ve Balıkesir üniversitelerinde
de halkbilim dersleri okutulmaktadır.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #8 : 05 Temmuz 2009, 18:11:54 »
Halkbilim (Folklor) ve Halk Edebiyatı Giriş

Halkbilimle halk edebiyatının ilişkisi, özellikle ortak (anonim) halk edebiyatı ürünlerinin;
masal, ninni, efsane, fıkra, atalarsözü, deyimler vb. derlenmesi, toparlanması,tasnifi ve bunların irdelenmesi bağlamında işlev kazanır. Bunun yanı sıraTürk halk edebiyatının iki önemli kolu olan âşık edebiyatı ve dinsel halk edebiyatı da bir yandan edebiyat tarihinin araştırma alanına girerken, diğer taraftan halkbilimin çalışma alanları içerisinde ele alınmış, öylece değerlendirilegelmiştir. Bu çerçeve daha çok halk edebiyatı ürünlerinin hangilerinin halkbilimin alanına girdiğine ilişkin bir saptamadır. Daha geniş bir açıdan bakıldığında, günümüzde örnekleri çokça görülen değerlendirme ve incelemelerde, halkbilim çağdaş edebiyat ürünlerine de eğilme gereksinimi duymuş; çağdaş edebiyatın yaratılmasında yeğlenen yaklaşımlarda halkbilimsel ögeler de bu disiplin içerisinde ele alınmaya başlanmıştır.

Bu bakımdan halkbilim, halk edebiyatı ürünlerine yaklaşırken, bütünüyle geçmişte kalan, geçmişte yaratılan ve sadece ortak (anonim) ürünlere değil, bugünkü ürünlere de eğilmektedir. Halk ozanlarının şiirlerinin ve hikayelerinin ele alınması gibi...Çünkü ne halk kültürü, dolayısıyla edebiyatı, durağandır ne de halkbilim. Sürekli bir yenilenme ve gelişme içerisinde olan bu bilim kolları dinamik bir yapı göstermektedirler.Ulusal edebiyatların karakterini halk kültürü belirler. Çağdaş Türk edebiyatının ulusal nitelikteki yapıtlarında da bu özellik görülür. Halk kültüründen beslenen ulusal ve evrensel nitelikteki yapıtlarda, yerellik gibi kimi özellikler görülse de, yetkince işlenmiş bu geleneksel form ve izleklerin o yapıta ayrı bir zenginlik kattığı kolaylıkla söylenebilir.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #9 : 05 Temmuz 2009, 18:12:09 »
Halk Edebiyatında Düzyazı Nesir

Halk Edebiyatı’nın düzyazı alanındaki öyküleri, Türk, Arap ve İran-Hint kaynaklı olmak üzere 3 grupta toplanır. Türk kaynaklı öyküler arasında Dede Korkut, Köroğlu, Danişmendname gibi serüven-kahramanlık öyküleri, Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Karacaoğlan ile İsmigan Sultan, Emrah ile Selvihan gibi âşıkların yaşam öyküleri çevresinde gelişen öyküler yer alır. Doğu Anadolu’da kaside adı verilen küçük öyküler, Güney Anadolu’da bozlaklar, meddah öyküleri ve Nasreddin Hoca fıkraları da halk edebiyatının düz yazı örneklerindendir. Yusuf ü Züleyha, Ebu Müslim, Battalname, Leyla ile Mecnun da Arap kaynaklı öykülerin en yaygın olanları ve bilinenleridir. Hint-İran kaynaklı öykülerin en ünlüleri arasında Ferhat ili Şirin ve Kelile ve Dimne sayılır.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #10 : 05 Temmuz 2009, 18:12:25 »
HALK ŞAİRLERİNİN GRUPLANDIRILMASI


1.GÖÇEBE(GEZGİN) ŞAİRLER
 Bir yere bağlı kalmadan gezerler. Genellikle eğitim görmedikleri için, Divan Edebiyatı’ndan etkilenmezler. Dilleri sadedir. Hece ölçüsüne bağlıdırlar. Geleneksel şiir anlayışını sürdürürler.

 

2.YENİÇERİ ŞAİRLER
Osmanlılar zamanında askerlik, hayat boyu süren bir meslekti. Orduda görev arasında şairler yetişmiştir.  Bunlar, katıldıkları savaşlarla ilgili yiğitlik şiirleriyle dikkati çekerler. Dil, anlatım, ölçü bakımından, göçebe şairler gibi geleneksel şiir anlayışına bağlıdırlar.

3. KÖYLÜ ŞAİRLER
Hayatları köylerde, kasabalarda geçer. Büyük kentlerle ilgileri olmadığı için, kent kültüründen, Divan Edebiyatı’ndan etkilenmeden, halk şiiri geleneklerine bağlı kalmışlardır.

4.KENTLİ ŞAİRLER
Genellikle Divan Edebiyatı’nın etkisinde kalırlar. Hem Halk, hem de Divan Edebiyatı tarzında şiirler söylerler. Dillerinde Arapça ve Farsça sözcüklerin oranı yüksektir. Hece ölçüsüyle birlikte aruza da yer verirler.

5. TASAVVUF (TEKKE ) ŞAİRLERİ
Tekkelerde yetiştikleri, din ve tasavvuf konusunda eğitim gördükleri için, dilleri, göçebe, yeniçeri ve köylü şairlere göre bazen daha ağırdır. Zaman zaman Divan Edebiyatı’nın dil, anlatım, biçim, ölçü özelliklerini taşıyan şiirler söylerler. Örneğin Yunus Emre bile, aruz ölçüsü ve mesnevi düzeniyle Risaletü’n-Nushiyye adlı bir eser vermiştir.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk Halk Edebiyatı
« Yanıtla #11 : 05 Temmuz 2009, 18:12:43 »
GÜNÜMÜZ HALK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLER

1-Türk edebiyatının başlangıcından 16. yüzyıla kadar ozan ve 16.yüzyıldan sonra da aşık adıyla tanınan halk şairleri, Halk edebiyatı geleneğini devam ettirdiler.

2-Aşık Veysel, Cumhuriyet dönemi halk şairlerinin en büyüklerindendir. Günümüzde bu geleneği sürdüren halk şairlerinin en tanınmışları ise, Şeref Taşlıova, Âşık Reyhanî ve Murat Çobanoğlu’dur.

3-Sosyal yapının hızla değiştiği ve kitle iletişim araçlarının geliştiği günümüzde aşıklar, yine de sözlü geleneği devam ettiren önemli bir kültür taşıyıcılarıdırlar.

4-Daha çok Doğu Anadolu’da yetişen aşıklar deyişlerini saz eşliğinde doğaçlama olarak söylerler.

5-Gezdikleri gördükleri yerlerde bölgenin ileri gelenleri tarafından ağırlanan aşıklar, aşık kahvelerinde, düğünlerde, odalarda sadece şiir söylemezler. Bildikleri ve kendilerinin tertip ettikleri hikâyeler de anlatırlar.

6-Aşıklar daha çok gurbet, ayrılık, ölüm, yiğitlik, güzellik, rüşvet, yolsuzluk, yoksulluk, cahillik gibi ferdi ve sosyal konularda düşüncelerini dile getirmişlerdir.

Kaynaklar:edebiyatforumu.com

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38