* Anlık üyelerarası ileti

Sohbet kutusu bulunamadı.

* Kullanıcı bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

* Şu an aktif olanlar

  • Nokta Ziyaretçi: 5
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 0

Çevrimiçi kullanıcı bulunmuyor.

* İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 28
  • stats Toplam İleti: 658
  • stats Toplam Konu: 290
  • stats Toplam Kategori: 11
  • stats Toplam Bölüm: 58
  • stats En Çok Çevrimiçi: 141

* Son İletiler/Konular

Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[19 Mart 2019, 00:44:57]


Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 02:07:46]


Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 01:55:14]


Ynt: Ev İşlerinde Basit Öneriler Gönderen: uzumbaba
[29 Mayıs 2014, 23:48:15]


Ynt: Görünmez Kazalar Ve Pratik Önlemler Gönderen: uzumbaba
[17 Nisan 2014, 02:20:37]

* Yönetim

uzumbaba admin uzumbaba
Yönetici

* En Popüler Bölümler

* İnternette ara

internette Arama

Gönderen Konu: Demokrasi Nedir ?  (Okunma sayısı 9425 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Demokrasi Nedir ?
« : 05 Temmuz 2009, 17:35:11 »
Demokrasi Nedir?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2.maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti. demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” ifadesi yer almaktadır. Bu ifadeyle, Cumhuriyetin Demokratik devlet niteliği belirtilmektedir. Demokratik Devlet kavramının gerisinde de, Demokrasi idealini yaşayan, bu idealin gereklerini yerine getirmeye çalışan bir anlayış, bir rejim yatmaktadır. Peki, Demokrasi idealine ulaşabilme azim ve kararlılığı içinde olmakla, uygulamada hakikaten Demokrasiyi oturtma ve yaşatma çabaları hususundaki samimiyetin derecesi acaba ne düzeyde?

Demokratik rejimlerin Demokrasiyi ne derece yaşatabildikleri tartışması bir tarafa, özünde “Halk İktidarı” ilkesini taşıyan bu mukaddes (!) rejimini ruhunu teşkil eden “Halk”ın, yani vatandaşın ,artık “Birer Seçilmiş Elit Poliarşisi” olarak nitelenen Çağdaş Demokrasiler içerisindeki etkinlikleri, bir bakıma fonksiyonları, günümüz Demokrasi sorgulamasının odağını oluşturmaktadır. Zira bütün rejimlerde-rejimin adı ne olursa olsun siyasi iktidarın muhakkak bir azınlığın, tabiri caizse bir siyasi elit tabakasının elinde bulunduğu görülmektedir. Demokratik, Otoriter ya da Totaliter olsun, bütün rejimlerde bu gerçeği görebilmekteyiz. Ancak, bu bağlamda Demokrasiyi diğerlerinden ayıran nüans; Demokrasinin “Egemenliğin” tek meşru kaynağını ve sahibini “Millet” te aramasından ileri gelir. Pek tabi, oy kullanma erkine sahip olamayan bir soyut varlık olan Millet, onu oluşturan bireylerin iradelerinin bir toplamı olduğundandır ki, “Egemenliğin meşru kaynağı ve sahibi halktır.”

Nedir Demokrasi? En kısa tabiriyle “Halkın İktidarı” demek. Yunanca “Demos”(Halk) ve “Kratos” (İktidar) sözcüklerinden oluşan Demokrasi halkın iktidarı anlamına geliyor. Eski Yunanlılar, çağdaşları doğu despotluklarına karşı kendi yönetimlerine bu adı vermişler. Onlara göre Demokrasi olabilmesi için kanunların herkes için aynı olması (İsonomia) site işlerine katılmada ve siyasal iktidara katılmada eşitlik (İsegoria ve İsokratia) olması gerekir.

Demokrasiyi, halkın halk tarafından yönetilmesi şeklindeki coşkunluk uyandıran ve hitabette işe yarayan tanımlamanın dışına çekmeliyiz. Zira, bir halkın kendi kendini yönettiği hiçbir zaman görülememiştir, görülmeyecektir de. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bütün hükümetler aslında oligarşik yapıdadır; bu da zorunlu olarak az sayıda kişinin çokluğa hakimiyetini içerir.Rousseau, bir cümlesinde bunu çok güzel ifade ediyor: “Kelimenin tam anlamıyla gerçek Demokrasi hiçbir zaman mevcut olmamıştır ve olmayacaktır da. Çoğunluğun yönetmesi ve azınlığın yönetilmesi, doğal düzene aykırıdır.”

Demek oluyor ki, Demokrasiyi klasik “Halk İktidarı” anlamında hayat bulan fanteziden sıyırıp, onun daha gerçekçi bir tanımını yapmak gerekiyor. Gerçek Demokrasi, başka bir şeydir; daha mütevazı fakat daha gerçekçi bir şey. Bu, herşeyden önce, ihtilal sonrası Fransa’sının 1793 Kurucu Meclisi’nde denildiği gibi “halk için ve halkın her kesimi için özgürlük” olarak tanımlanabilir. Bir başka basit ve gerçekçi tanımda ise Demokrasi “yöneticilerin dürüst ve serbest seçimler yoluyla, yönetilenler tarafından seçildiği rejim” olarak ifade ediliyor. Bütün bu tanımlardan sonra Demokratik Rejimi matematiksel bir ifadeye dökmek mümkün olmaktadır. Demokrasi=Yönetenlerin halka dayanan meşruluğu ve halk karşısındaki sorumluluğu+Yönetilenlerin yöneticileri seçme, denetleme ve devlet yönetiminde görev alabilmeleri erki+Hukukla düzenlenmiş çevre+Haklar ve Özgürlükler. Böylece Demokrasinin, modern rejimleri içerisinde (uygulamada zamana ve mekana göre oluşabilin farklılıklar bir tarafa)en iyi olduğu sunucuna ulaşıyoruz. Ünlü düşünür Aristo, her ne kadar demokrasiyi bir “Çoğunluk Tiranisi” olarak çığırtkanların ve demagogların at koşturduğu rejim olarak görse de, insanların demokrasi hususundaki heyecanları ve ligileri devam etmekte.

Aslında hiçbir devlet sistemi iyi veya kötü değildir. Devlet sistemleri iyi veya kötü olsaydı, bazı sistemler ebediyen yaşarlar, bazıları yaşamak imkanı bulamazlardı. Ancak Demokrasinin pek çok milletin mutluluk kaynağı olduğunun görüyoruz. Bu cümleden hareketle, günümüzde insan haysiyetine yakışan idare şeklinin demokrasi olduğu sonucuna varabiliriz. Bununla birlikte “sağlıklı” Demokrasinin bir takım şartları vardır: Tabuların hakim olduğu, bazı düşüncelerin resmi görüş haline geldiği toplumlarda demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Böyle ortamlarda kurulan demokratik rejimler, sahneye konmuş oyunlar gibidir, her şey suflörlerine bağlıdır.

Kamuoyu açık hale getirilmeli, her fikir tartışılmalıdır. Zararlıyı, kötüyü ayıklamak, kamuoyunun hakkıdır. Bir sınıf, iktidar veya zümre, kendisini kamuoyunun yerine koyup doğruyu yanlışı belirleyemez.

Demokratik rejimde güven hakim olmalıdır. İnsanlar kendilerini huzur ve güven içerisinde, emin hissetmelidirler.

Demokratik rejimde iktidarın halktan kopmaması, herhangi bir menfaat grubunun oyuncağı olmaması hususu büyük önem arz eder. Bu rejimin sağlıklı olması, menfaat gruplarının üzerine değil, halkın vicdanına oturmasıyla mümkün olur.

Demokratik rejimin, mekanizmanın işleyebilme şartının büyük oranda -, hatta tamamiyle bu rejimin halk olgusunu dayanmasına bağlı olduğunu görüyoruz. Modern çağ Avrupa siyasal düşünürlerinin ve tarih felsefecilerinin pek sevdikleri bir evrim genellemesi vardır:Eski doğu toplumların yalnızca bir kişi özgürdür (despot); Eski Yunan’da yalnızca bazıları özgürdür (köleler dışındaki halk); Modern Batı’da herkes özgürdür (yurttaşlar). Demokratik düzenin hareket noktası da bireydir. Zaten bireyin toplum karşısındaki hakları ve özgürlüğü (mutlak bir hak ve özgürlük değil, sınırlı bir hak ve özgürlük) rejimin çerçevesini çizer.

Demokratik rejim içerisinde bireyin sahip olduğu (ya da olması gereken) hakların en belirgini, zaten rejimin etimolojisinde de anlamını ve ruhunu barındıran “devlet yönetimine katılma” hakkıdır. Bu, diğer bir ifadeyle bireyin “Siyasal Katılma” hakkı olarak da anlaşılabilir ve ifade edilebilir. Bu çalışmada, Demokratik bir rejimde “Siyasal Katılma”nın anlamı, mahiyeti, rejimin sağlıklı işleyebilmesi bakımından “Katılma”nın önemi üzerinde durulacak, Türkiye’de insanların siyasal bilinçlenme düzeyi ve bu düzeyin siyasal katılmaya etkisi hususunda kişisel bir değerlendirme ortaya konacak ve nihayet Demokrasinin olgunlaşmasında bireyin üzerine düşen görev tartışılarak sonucu gidilecektir.

Klasik iktisatçılar insanı “Ekonomik İnsan” (Homo Economicus) olarak tanımlarlar, zira insan yaşamını devam ettirebilmek için daima en iyiyi, en doğruyu seçecek, en faydalıya yönelecektir. Bu tür kaygılar içerisinde olan, yani en ucuzu, en iyiyi bulmaya çalışan insan, niçin aynı zaman en doğruyu, en güvenliği, en adaletliyi, en insaflıyı seçmesin? İşte bu da bizi “insan, doğası gereği siyasal bir hayvandır” diyen Aristo’nun birey için çizdiği “siyasi kimlik” gerçeğini götürüyor. Demek ki yalnızca ekonomik insan yok, fakat “siyasal insan” da var (Zoon Politikon). Ancak “siyasal insan” ın teşekkülü de, bireylerin belirli bir bilgi kültür ve altyapıya sahip olmalarıyla mümkündür. Siyasal insan, duyarlı insandır. Bir toplumu oluşturan bireylerin belirli bir bilgi birikimine ve eğitim seviyesine sahip olmaları gerekir. Bireyler, çevrelerinde cereyan eden hadiseleri idrak etme, yorumlama ve çözümleme yeteneğine sahip olmalıdırlar ki, tekdüzelik yıkılsın, yerel siyasi gelenekler ortadan kalksın ve kişiler hayatın her alanına ve her problemine kafa yorabilsinler.

demokrasivakfi.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Demokrasi Nedir ?
« Yanıtla #1 : 05 Temmuz 2009, 17:36:17 »

Demokrasi Nedir?

Halk egemenliğine dayanan yönetim şekli. Bu deyim Yunanca demokratla kelimesinden gelmektedir. Yunanca demos halk, kratos iktidar demektir.


Mutlak demokrasi`de halk devleti doğrudan doğruya yönetir. Temsili demokrasi`de ise idare, halk tarafından seçilen ve zaman zaman değişen temsilcilerin elindedir.

Uzun tecrübeler ve düşünceler demokrasi mefhumunda zamana ve mekâna göre başka başka şekiller meydana getirmiştir. Böyle olmakla beraber, demokraside değişmeyen genel fikirler şunlardır:

a) — Demokraside, toplumun idaresinde çoğunluğun menfaatine uygun bir yol tutulur. Bunu bir kişiye ya da bir sınıfa bırakmak doğru değildir. Böylece, bir toplumun idaresinde, o topluma bağlı her ferdin bir sözü ve bir oyu bulunur ve yönetim çoğunluğun isteğine göre yürütülür.

b — Toplumda, sosyal, iktisadî ve siyasî alanlarda herkese tam bir eşitlik sağlanır.

c — Kanun karşısında herkes tam bir eşitlik altında bulunur. Kanun karşısında herkes eşittir ve kanunlar her ferde aynı surette uygulanır.

Tarih : Demokrasi fikri, kök saldıktan ve yayıldıktan sonra, tatbiki, her memlekette şartlara göre değişik şekiller göstermiştir.

Eski Yunanistan`ın şehir devletleri demokrasinin beşiği özelliğini gösterir. Buralarda, herkesin hükümet işlerine katılmasını sağlayan bir rejim kurulmuştur. Bunlardan en güzeline, M.Ö.beşinci yüzyılın ortalarında Atina şehrinde rastlanır, Bura da vatandaş sıfatını taşıyan fertler meydanlarda toplanarak kanunları kabul etmekte ve bunları tatbik edenleri kontrol etmekte idiler. Böyle olmakla beraber, Atina demokrasisi, ileri anlamda bir demokrasi, olmaktan uzaktır. Çünkü, esirliğe dayanan bir toplum olan Atina`da esirler, insan olarak sayılmamakta şehrin yönetiminde söz sahibi olacakların, Atina vatandaşı olması gerekmekte idi.

Romalılarda bir süre demokrasiye benzer bir yönetim şekli görülürse de genel olarak asıl otorite ancak bir kısım vatandaşları temsil eden senatonun elinde bulunuyordu. Bu otorite de imparatorun eline geçtiğinde, demokrasinin, kelime olarak bile, bir anlamı kalmamıştır. Orta çağlarda derebeylik sistemi, tatbikî bakımından demokrasi ile bağdaşan bir sistem olmamakla beraber; derebeyinin halka karşı vazifelerini yerine getirmesini istemesi, kralların, taç giyerken ettikleri yeminle halka karşı belirli taahhütlere girmeleri gibi şekiller, iler ki yüzyıllarda demokrasinin gelişmesinde rol oynayan sebepler olmuştur.

XVI. yüzyıldan itibaren bir taraf tan coğrafi keşiflerin olması, siyasî fikirlerde beliren yenilikler, kurulu nizamlara karşı gelmek isteyen fikir adamlarında demokarsi ye taraftarlık yaratmamış olsa bile, dinî ve siyasî alanda vicdan` hürriyetinin ön plânda tutulma sı gerekçesini konu olarak ele aldırıyordu,

Böylece, Büyük Fransız ihtilâli ile kütlelerde istibdada karşı bir ayaklanma belirmiş ve bugünkü anlamdaki demokrasinin temelleri böylece kurulmuştur.

Türkiye`de demokrasi : Bugün çok partili bir sistem içinde devam ede gelen demokrasi hareketi, bu devresine gelinceye kadar birçok safhalardan geçmiştir.

Osmanlı împaratorluğu`nun eski kudretini kaybettiği devirlerden başlayan ve Tanzimat`ın ilânında (1838) hükümdarın kimseyi bir mahkeme hükmü olmadan öldürmiyeceğini, kimsenin malını elinden almayacağını, bütün vatandaşları aynı haklardan istifade ettireceğini siyasî bir belge ile taahhüt etmesi, bizde demokrasi hareketinin şartları değişik olmakla beraber başlangıcına bir işarettir. Bu hareket, 1876 tarihinde ilân edilen Birinci Meşrutiyet ile ilk Kanunî Esasi ile devam etmiş, ancak Meclisin kısa bir süre sonra Abdülhamit tarafından feshedilmesi ile son bulmuştur.

1908 yılına kadar devam eden tek elden idare, bu yılda, ikinci Meşrutiyet`in ilân edilmesi ile yeni bir hareketin doğması sonucunu yaratmıştır. Mebusan Meclisi`nin yeniden açılması, partilerin kurulması, Kanunu Esasinin ilân edilmesi ile, bu hareket biraz daha sağlam görünüşlü olmuş, ancak Birinci Dünya Savaşı`nın çıkması İle, asıl amacını kaybetmiştir.

Birinci Dünya Savaşı`ndan yenilgi ile çıkan Osmanlı İmparatorluğu, devlet olarak son bulunca, Anadolu`da meydana gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi doğrudan doğruya halk egemenliğine dayanan bir rejim şeklinde başlamış ve Cumhuriyetin, ilân edilmesinden sonra da aynı hüviyet içinde devam etmiştir.

Demokratik bir yönetim şekli kabul edilerek bu yolda bir teşkilâtlanma olduğu halde, bu yeni devlet ön plânda, Batılılaşmamız için gerekli olan devrim hareketlerinin gerçekleşmesini aldığı için 1924 ve 1930 yılında yapılan iki tecrübenin dışında, fiilen tek parti yönetimi esasına dayanan bir hükümet idaresi ile idare edilmiştir.

Ancak, îkinci Dünya Savaşı`nın sona ermesi üzerine, bu savaştan başarı ile çıkmış olan Batı devletlerinin Birleşmiş Milletler Teşkilâtını kurmaları ve Türkiye`nin bu teşkilâta üye olması ile ,devam ede gelen tek parti sistemine karşı bir tepki uyanmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak, tek partili totaliter rejimden çok partili demokratik hayata dönmek zorunluluğu berilmiş ve 1946 yılında Demokrat Parti`nin kurulması, ile Türkiye`de çok partili olan ve Batı demokrasileri ölçüsünde bir demokrasi hayatı başlamıştır.

Aynı yıl yenilenmiş olan seçim kanununda oyların gizli verilmesi, açık olarak tasnif edilmesi seçimlerin, hâkimlerin kontrolü altında bulunması gibi şartlar içinde ve hür olarak yapılan genel seçimlerde, Büyük Millet Meclisi`ne, Cumhuriyet Halk Parti`sinin yanında Demokrat Parti ve Millet Partisi de temsilci sokabilmiş, 1950 yılında yapılan genel seçimlerde de, 1923 yılından bu tarihe kadar ilk defa, iktidar, ikinci bir partiye devredilmiştir.

Fakat Demokrat Parti, on yıllık iktidarı sırasında, demokratik gidişten ayrılmış; bunun sonucu olarak da Türk Silâhlı Kuvvetleri 27 Mayıs 1960 da İdareye el koymuştur. Bir buçuk yıllık geçici bir devreden sonra, 15 Ekim 1961 de genel seçimler yapılmış ve dört parti milletvekillerinden meydana gelmiş T.B.M. Meclisi açılmıştır. Böylece, yeniden çok partili demokratik devreye girilmiştir.

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Demokrasi Nedir ?
« Yanıtla #2 : 05 Temmuz 2009, 17:36:48 »
YÖNETİM ŞEKİLLERİ

 

CUMHURİYET - DEMOKRASİ

Demokrasi: Halkın kendi kendisini yönetmesi sistemine dayanan bir yönetim şeklidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhuriyet yönetimi ile birlikte demokrasiyi benimsemiş bir hukuk devletidir.

Demokrasi de halk kendini yönetecek kişileri belli bir süre için seçer. Temsili demokrasi ile yönetilen halk, istediği zaman seçtiği yöneticiyi değiştirebilir.

Demokrasi Çeşitleri

1- Doğrudan Demokrasi

2- Yarı Doğrudan Demokrasi

3- Temsili Demokrasi

 

Demokrasi Temel İlkeleri

1- Milli Egemenlik

2- Özgürlük ve Eşitlik

3- Siyasi Partiler

etarih.net

Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Demokrasi Nedir ?
« Yanıtla #3 : 05 Temmuz 2009, 17:37:47 »
PLAN

I. Cumhuriyetçilik İlkesi............................................ .................................................. ........... 105

A. Cumhuriyet Nedir?............................................ .................................................. ......... 106

1. Dar Anlamda Tanım: Cumhuriyet Monarşinin Tersidir.......................................... 107

2. Geniş Anlamda Tanım: “Cumhuriyet = Demokrasi”........................................ ....... 108

3. Hangi Anlayış Doğru: Ampirik Veriler........................................... ......................... 109

B. Türkiye’de Cumhuriyet Anlayışı.......................................... ....................................... 110

1. Türk Anayasa Hukuku Doktrininin Cumhuriyet Anlayışı...................................... 110

2. Türk Anayasa Mahkemesinin Cumhuriyet Anlayışı.......................................... ..... 114

Sonuç............................................. .................................................. .................................. 115



Anayasamızın 1’inci maddesine göre, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”. Anayasamızın 2’nci maddesine göre ise “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir”. Anayasamızın 3’üncü maddesine göre, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”.

Bu ilk üç maddeden yola çıkarak devletin temel nitelikleri konusunda 1982 Anayasası tarafından benimsenmiş ilkeleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Cumhuriyetçilik ilkesi

2. Üniter devlet ilkesi

3. İnsan haklarına saygılı devlet ilkesi

4. Atatürk milliyetçiliğine bağlı devlet ilkesi

5. Demokratik devlet ilkesi

6. Laik devlet ilkesi

7. Sosyal devlet ilkesi

8. Hukuk devleti ilkesi

9. Eşitlik ilkesi

10. Başlangıçta belirtilen temel ilkeler

Şimdi bu ilkeleri sırasıyla görelim:



I. Cumhuriyetçilik İlkesi
Anayasamızın “devletin şekli” başlıklı 1’inci maddesi ne göre, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir”. Bu hükümden ne anlaşılır? Bu maddeyi nasıl yorumlamak gerekir?

“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” önermesinde “Türkiye”, “Devlet” ve “bir” kelimelerinin ne anlama geldiğini bildiğimizi varsayarsak, geriye bilmediğimiz kavram olarak “cumhuriyet” kavramı kalmaktadır. O halde burada öncelikle “cumhuriyet nedir” sorusunu sorup, ona cevap arayalım.

A. Cumhuriyet Nedir?
Bibliyografya.- Kemal Gözler, “Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 54, 1999, Sayı 1, s.51-62; Kemal Gözler, “Cumhuriyet ve Monarşi”, Türkiye Günlüğü, Sayı 53, Kasım-Aralık 1998, s.27-34; Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1999, s.243-246; Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s.186-187; 216-221; Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, s.64-66; Yavuz Abadan, Amme Hukuku ve Devlet Nazariyeleri, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1952, s.334-336; İlhan Arsel, Anayasa Hukuku (Demokrasi), Ankara, Doğuş matbaacılık, 1964, s.39-42; Selçuk Özçelik, Esas Teşkilât Hukuku Dersleri: Birinci Cilt: Umumî Esaslar, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1982, s.174-178; Oya Araslı, Anayasa Hukuku (Ders Notları), Ankara, Tarihsiz, s.68-72; Carl Schmitt, Théorie de la Constitution (Traduit de l’Allemand par Lilyane Deroche), Paris, Presses universitaires de France, 1993, s.435-437; Léon Duguit, Traité de droit constitutionnel, Paris, Ancienne librairie fontemoing, 3e édition, 1927, c.II, 781-793; Maurice Hauriou, Précis de droit constitutionnel, Paris, Sirey, 2e édition, 1929, (reprint par C.N.R.S., Paris, 1965, s.342-345; Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1949, (réimpression, 1989), s.278, 318; Michel Henry Fabre, Principes républicains de droit constitutionnel, 4e édition, Paris, L.G.D.J., 1984, s.3-8; Charles Cadoux, Droit constitutionnel et institutions politiques, (tome I : Théorie générale des institutions politiques), Paris, Cujas, 3e édition, 1988, s.23; Jean-Marie Pontier, “La république”, Recueil Dalloz Sirey, 1992, 31e Cahier, Chronique, XLVIII, s.239-246; Jean-Louis Quermonne, “République”, in Olivier Duhamel et Yves Meny (sous la direction de-), Dictionnaire constitutionnel, Paris, P.U.F., 1992, s.921; Maurice Duverger, “Les monarchies républicaines”, Pouvoirs: Revue d’études constitutionnelles et politiques, 1996, no 78, s.107-127.

Terminoloji.- “Cumhuriyet” kelimesi bize Arapça “cumhur ” kelimesinden gelmiştir. “Cumhur” toplu halde bulunan halk demektir[1]. “Cumhurî” ise, cumhura, yani halka ait demektir. “Cumhuriyet” işte bu “cumhurî”den türetilmiş bir isimdir. O halde etimolojik olarak cumhuriyet, “halka ait olan şey” demektir[2]. Devlet şekli anlamında “cumhuriyet” ise herhalde, “halka ait olan devlet” diye tanımlanabilir. Cumhuriyet kelimesinin Fransızca karşılığı olan “république ” kelimesi de aynı şeyi ifade eder. Bu kelime Latince mal, eşya anl..... gelen res ve kamu, halk anl..... gelen publica kelimelerinden türemiştir. Genel anlamda res publica , “kamu malı, halkın malı” demektir. O halde “république (cumhuriyet)”i, “halkın malı olan devlet şekli” olarak tanımlayabiliriz[3]. Görüldüğü gibi Türkçe “cumhuriyet” ve Fransızca “république” kelimeleri birbirinin tam anlamıyla dengidirler ve aynı anlama gelmektedirler.

Peki ama etimolojik olarak “halkın malı olan devlet şekli” diye tanımlanabilecek olan “cumhuriyet”i hukukî olarak nasıl tanımlayabiliriz? Biz burada “hukukî” kelimesinin altını çiziyoruz. Çünkü, bu kelimenin felsefî, siyasî ve hatta duygusal anlamları vardır[4]. Bizim için, cumhuriyetin diğer anlamları değil, “hukukî” anlamı önemlidir. Keza cumhuriyet konusuna sadece hukuk açısından değil, siyaset bilimi, siyaset felsefesi ve siyasî tarih açılarından da yaklaşılabilir[5].

Anayasa hukuku doktrininde cumhuriyetin hukukî tanımı üzerinde görüş birliği yoktur. Bir kısım yazarlar, cumhuriyet kavramını monarşinin karşıtı olarak dar bir anlamda, diğer bir kısım yazarlar ise cumhuriyeti demokrasiyle özdeş olarak geniş anlamda tanımlamaktadırlar.

1. Dar Anlamda Tanım: Cumhuriyet Monarşinin Tersidir
Bizim tespitlerimize göre, cumhuriyetin dar anlamda tanımı , yani monarşinin tersi anlamında tanımı, Léon Duguit ’ye dayanmaktadır. Duguit, monarşi ve cumhuriyeti, devlet başkanının göreve geliş usûlüne göre tanımlamaktadır. Eğer devlet başkanı, bu göreve veraset usûlüyle geliyorsa, o devlet monarşidir; yok eğer başka bir usûlle geliyorsa o devlet cumhuriyettir[6]. Bu konuda Duguit aynen şunları yazmaktadır:

“Devlet başkanı irsî (héréditaire) olduğu zaman hükûmet monarşiktir; irsî olmadığı zaman ise cumhurîdir. Gerçekten de monarşi ile cumhuriyet arasında bundan başka mümkün bir fark göremiyorum: Monarşi, içinde irsî bir devlet başkanının bulunduğu; cumhuriyet ise, içinde devlet başkanının bulunmadığı veya devlet başkanının irsî olmadığı bir hükûmet şeklidir”[7].

Görüldüğü gibi Duguit’nin anlayışında monarşi ve cumhuriyet birbirinin karşıt kavramı olarak tanımlanmıştır. Bir devlette, devlet başkanlığı görevi veraset yoluyla intikal ediyorsa o devlet bir monarşidir. Monarşi olmayan her devlet ise cumhuriyettir. Devlet başkanının seçimle yahut zor kullanarak işbaşına gelmesinin bir önemi yoktur. Léon Duguit bu konuda çok açık. Ona göre, hükûmet ister tek bir kişiye verilsin, ister bir topluluğa verilsin, veraset yoksa, söz konusu devlet bir cumhuriyettir[8].

Duguit bir monarşinin mutlak veya despotik olabileceğini kabul ettiği gibi[9], bir cumhuriyetin de mutlak veya despotik olabileceğini kabul etmektedir[10].

Bugün Fransa’da doktrinin bir bölümü, cumhuriyet kavramını dar bir şekilde tanımlamaktadır. Bunlara göre cumhuriyet, devlet başkanlığının irsî olarak intikal etmediği hükûmet şeklidir[11]. Görüldüğü gibi, bu anlamda cumhuriyet, monarşinin karşıt kavramı olarak anlaşılmaktadır. Böylece, bu anlayışta, Georges Vedel’in belirttiği gibi, irsî bir devlet başkanlığı ihdas edilmedikçe, o devlet cumhuriyettir[12]. Siyasî ve duygusal olarak cumhuriyet kelimesinden başka şeyler amaçlanabilse de, hukuken cumhuriyet, irsî bir monarşinin tersinden başka bir şey değildir[13].

2. Geniş Anlamda Tanım: “Cumhuriyet = Demokrasi ”
Buna karşılık, doktrinde cumhuriyet kavramının geniş anlamda tanımlanması gerektiğini savunanlar da vardır. Bunlar cumhuriyeti, demokratik düzenin temel prensiplerini içine alan geniş bir kavram olarak düşünmektedirler. Bu anlayışta, Didier Maus’un belirttiği gibi, “cumhuriyet genel oy, temsilî rejim, kuvvetler ayrılığı gibi prensipleri kapsar”[14]. Örneğin Maurice Agulhon, cumhuriyetten “kralsız ve diktatörsüz bir sistem”i, bir “hukuk devleti”ni, bir “liberal demokrasi”yi anlamaktadır[15]. Didier Maus’a göre, cumhuriyetin geniş yorumunun çağdaş bir mantığı vardır[16].

Bu anlayışta, cumhuriyet, sadece monarşinin tersi değil[17], aynı zamanda demokrasinin eşanlamlısıdır. Fransız anayasa hukuku tarihinde bunu en açık şekilde savunan yazar, şüphesiz Maurice Hauriou ’dur. Ünlü hukukçuya göre, “cumhuriyet tamamen seçime bağlı bir hükûmet şeklidir”. Dahası yazara göre, cumhuriyet, seçilmiş yöneticilerin ömür boyu değil, sadece belirli bir zaman için görevde kalmasını gerektirir. Bu şart sayesinde cumhuriyet, millî egemenliğin en iyi şekilde gerçekleştiği hükûmet şekli haline gelir. Böylece cumhuriyet, millî egemenlikle ve dolayısıyla demokrasiyle özdeşleşir[18]. Günümüzde, cumhuriyeti demokrasiyle tanımlamada en aşırıya giden yazar, hiç şüphesiz Maurice Duverger ’dir. Yazara göre, “‘cumhuriyet’ terimi seçimlerle ifade edilen halk egemenliği üzerine kurulu bütün rejimleri ifade eder”[19]. Hatta yazara göre, Büyük Britanya gibi, sembolik fonksiyonlu irsî bir krala sahip rejimler dahi bir “cumhuriyet”tir. Yazar bu tür rejimlere bir de isim koymaktadır: “Cumhuriyetçi monarşiler (monarchies républicaines)”[20].

3. Hangi Anlayış Doğru: Ampirik Veriler
Kanımızca, Duguit’nin monarşi ve cumhuriyet tanımları doğrudur. Monarşinin ve cumhuriyetin tanımlanmasında mutlakıyet, despotizm, demokratiklik gibi unsurlar, bir tanım unsuru olarak kullanılamaz. Bunlar, monarşinin de cumhuriyetin de özelliği olabilirler. Yani, bir monarşi anti-demokratik olabileceği gibi, demokratik de olabilir. Bu önermenin doğruluğunu ampirik olarak kanıtlamak pek kolaydır[21]. Örneğin Suudi Arabistan gibi birçok devletin anti-demokratik birer monarşi olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Ancak bir monarşi demokratik de olabilir. Arend Lijphart ’ın demokratik olarak kabul ettiği 21 ülkeden 10’u cumhuriyet, 11’i ise monarşidir. Avustralya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Hollanda, Japonya, Kanada, Lüksemburg, Norveç, İsveç, Yeni Zelanda[22] gibi demokratikliklerinden hiçbir şekilde şüphelenilmeyen ve üstelik uzun zamandan beri demokratik rejimleri kesintiye uğramamış olan bu devletler birer cumhuriyet değil, monarşidir. Keza bir cumhuriyet de anti-demokratik olabileceği gibi, demokratik de olabilir. Örneğin, komşumuz İran ve Irak birer anti-demokratik cumhuriyet tir. Fakat bir cumhuriyet demokratik de olabilir. Örneğin Arend Lijphart’ın demokratik olarak kabul ettiği 21 ülkeden 10 cumhuriyettir: Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Fransa, Finlandiya, İrlanda, İsviçre, İsrail, İtalya, İzlanda[23]. Keza Jan-Erik Lane’in tespitine göre, Dünya üzerinde 101 cumhuriyetten sadece 22’si yerleşik demokrasidir. Buna karşılık 25 monarşinin 13’ü yerleşik demokrasidir[24]. Her iki yazarın verdiği rakamlar, bir monarşinin demokrasi olma ihtimalinin, bir cumhuriyetin demokrasi olma ihtimalinden daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır[25].

Görüldüğü gibi cumhuriyet ile demokrasi arasında bir bağıntı yoktur. Bir cumhuriyet demokratik olabileceği gibi, anti-demokratik de olabilir. Keza monarşi ile demokrasi arasında da bir bağıntı yoktur. Bir monarşi demokratik olabileceği gibi, anti-demokratik de olabilir. O halde Léon Duguit ’nin monarşi ve cumhuriyet tanımları ampirik olarak doğrulanmaktadır.


Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Demokrasi Nedir ?
« Yanıtla #4 : 05 Temmuz 2009, 17:38:28 »
B. Türkiye’de Cumhurİyet Anlayışı
Bibliyografya.- Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.47-48; Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, op. cit. s.216-221; Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasları, op. cit., s.156-160; Soysal, Anayasanın Anlamı, op. cit., s.57-58; Dal, Türk Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.134; Giritli ve Sarmaşık, Anayasa Hukuku, op. cit., s.104-118; Sabuncu, Anayasaya Giriş, op. cit., s.44; Demir, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.333-337; Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.70-72; Mustafa Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1998, s.343-362.

1. Türk Anayasa Hukuku Doktrininin Cumhuriyet Anlayışı
Türk anayasa hukuku doktrininde bu maddenin yorumu konusunda büyük bir bulanıklık vardır.

Ali Fuat Başgil ve İlhan Arsel cumhuriyetin devlet başkanlığının irsiyet esasına göre intikal etmediği bir rejim olduğuna doğru olarak işaret etmektedirler[26]. Ancak, her iki yazar da cumhuriyetin bu negatif anlamıyla yetinmemekte, ona başka nitelikler de eklemektedirler. Başgil’e göre, monarşi ile cumhuriyet arasındaki fark hakikatte bir “taç ve silindir şapka farkı” değildir. Hakiki fark, liyakat, ehliyet ve fazilet farkıdır. Yazara göre,

“Hükümdar, mevkiini irse yani tesadüfe, cumhur reisi ise ehliyete borçludur. Hükümdarlıkta bir padişah oğlu, sırf padişah oğlu doğduğu için devlet başına geçer. Ve ehliyet ikinci plana düşer Cumhuriyette ise cumhur reisi iktidara seçimle geçtiği, seçimde de, her şeyden evvel ehliyet ve liyakat aranmak lazım geldiği için, ehliyet hakkına dayanır. Ve tabiatıyla ehliyet, bütün amme hizmetlerinde ve devlet idaresinin her kademesinde başta gelen bir şart olur. Cumhuriyet rejiminde bir amme hizmetinin başına gelen, filanın oğlu veya mensubu olduğu için değil, işin en ehliyetli adamı olduğu için gelir. Ehliyetin ahlâkî ifadesi ise dürüstlük ve fazilettir. Binaenaleyh, cumhuriyet fazilete dayanır. Ve fazileten mahrum olan devlet adamları elinde cumhuriyet ölmeğe mahkum olur”[27].

Yazarın iddialarının tamamı değer yargıları alanına aittir. Bu alandaki önermelerin doğruluğunun ispatlanması mümkün değildir. Önermelerin bilim-dışılığı bir yana, önermelerdeki “saflık”, “naiflik” dikkate şayandır. Cumhuriyet kavramı konusunda Türkiye’de kafalar birinci olarak Ali Fuat Başgil tarafından, ikinci defa da İlhan Arsel tarafından karıştırılmıştır. İlhan Arsel, başta doğru olarak cumhuriyeti “irsiyet esasının rol oynamadığı bir rejim” olarak tanımlamaktadır[28]. “Bir ‘Devlet Rejimi’ olarak ‘Cumhuriyet’ her şeyden evvel bunu ifade eder” demekte; ama şunları da ilâve etmeyi ihmal etmemektedir:

“Bundan başka böyle bir rejimde [cumhuriyette] devletin temeli vatandaşların eşitliği esasına istinad ettirilmiş ve eşit durumda bulunan bütün bu vatandaşlar içerisinde en kabiliyetli, en dirayetli ve en muktedir olanların memleket idaresini deruhte etmeleri bunun tabiî bir neticesi olarak kabul edilmiştir ki bu da ‘Seçim’ ve murakabe sistemlerini elzem kılmıştır. Yani Cumhuriyet esasının var olduğu yerde devletin bütün organları seçim esasına göre kurulur ve seçim esasına göre halk tarafından ihdas olunan bütün bu organlar yine halk veya mümessillerinin murakabesine tâbidirler”[29].

Böylece İlhan Arsel, cumhuriyetin tanımına eşitlik, seçim, halkın denetimi esaslarını katarak kafaları ikinci defa bulandırmıştır ve öyle bir bulandırmıştır ki, kendisinden sonra gelen herkeste bu bulanıklık şu ya da bu şekilde vardır.

Hüseyin Nail Kubalı ise monarşi ve cumhuriyeti egemenliğin kaynağına göre tanımlamaktadır. Yazara göre monarşi, egemenliğin kaynağının ve sahibinin tek kişi olduğu devlet şeklidir[30]. Buna karşılık cumhuriyette ise “egemenliğin sahibi birden fazla şahıslar, egemenliğin kaynağı birden fazla iradedir”[31]. Hüseyin Nail Kubalı, monarşiyi “ilkel”, cumhuriyeti ise “ileri” bir devlet şekli olarak görmektedir. Kubalı açıkça, “monarşik Devlet tarihi kökü itibariyle iptidaî bir devlet şekli olduğu halde, Cumhuriyet daha ileri toplumlarda görülen bir devlet şeklidir”[32] diye yazabilmekteydi. Yazarın iddiası ampirik verilerle bütünüyle çelişmektedir. İngiltere, Japonya, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç gibi Krallıkların “iptidaî” bir devlet olduklarını, buna karşılık Kongo, Kamerun, Senegal, Kenya Cumhuriyetlerinin ise “daha ileri toplumlar” olduğunu ispatlamak herhalde mümkün değildir.

Ayrıca Kubalı , “monarşik Devlet şekli ile demokratik Devlet şekli arasında hukukî bir çelişme bulunduğunu” iddia etmektedir[33]. Yazara göre,

“demokrasi egemenliğin millet tarafından seçilen kimseler elinde bulunmasını icap ettirirken, Devlet başkanı olan hükümdarın saltanat hakkını veraset yoluyla elde etmesi kabul edilemeyeceği için Demokratik devlet şekline en uygun olan sistem, Devletin yasama organı gibi, yürütme organının ve Devletin başı olan şahsın da seçilmiş olmasıdır”[34].

Kubalı düşüncelerini desteklemek için, İkinci Dünya Savaşından sonra demokrasiyi kabul etmiş devletlerin birçoğunda yapılan anayasaların cumhuriyet şeklini kabul etmiş olmalarının cumhuriyetin “demokrasi ile ne derece sıkı bir alâkası bulunduğunu” gösterdiğini iddia etmektedir[35]. Gerçekten de İkinci Dünya Savaşından sonra birçok Avrupa Devleti yeni anayasalar yapmış ve monarşiden cumhuriyete geçmişlerdir. Ancak, İtalya istisna tutulursa, bu şekilde monarşiden cumhuriyete geçen devletlerde (Bulgaristan, Romanya, vs.) demokrasi değil, diktatörlük kurulmuştur. Bu ülkelerde monarşiden cumhuriyete geçiş, demokrasinin güçlendirilmesine değil, bilindiği gibi sosyalist diktatörlüklerin kurulmasına hizmet etmiştir.

Hüseyin Nail Kubalı son olarak, Atatürk devrimi ile kurulan cumhuriyet ile anayasal sistemimizin demokratik bir karakter kazandığını iddia etmektedir[36]. Şüphesiz, Türkiye’de demokrasiye ne zaman geçildiği, Osmanlı meşrutî monarşisinin tamamen anti-demokratik mi sayılması gerektiği tartışmalı bir konudur. Ancak, Türkiye Cumhuriyetinin 1946’ya kadar uzanan ilk döneminin ampirik demokrasi teorisinin öngördüğü demokratiklik koşullarını taşımadığını genel olarak söyleyebiliriz. Zira, bu dönemde tek parti rejimi vardır. Seçimlerde de açık oy, gizli sayım usûlü uygulanmaktadır. En azından Türkiye’de demokrasiye saltanatın ilgasıyla otomatik olarak geçilmediğini söylemek bir abartı olmayacaktır.

Günümüz Türk anayasa hukuku literatüründe cumhuriyet ve monarşi konusunda tam bir muğlaklık vardır. Yazarların birçoğu, monarşiyi ve cumhuriyeti birbirinden egemenliğin kaynağı kriterine göre ayırmakta ve cumhuriyeti, “seçim”, “eşitlik” ve giderek “demokrasi” kavramlarına başvurarak tanımlamaktadırlar Örneğin Ergun Özbudun cumhuriyeti, “devlet şekli” ve “hükûmet şekli” olarak iki değişik anlamda tanımlamaktadır. Yazara göre, “devlet şekli olarak Cumhuriyet, egemenliğin bir kişiye veya zümreye değil, toplumun tümüne ait olduğu bir devleti ifade eder”[37]. Hükümet şekli olarak cumhuriyet konusunda ise yazar şunları yazmaktadır:

“Bu anlamda Cumhuriyet, başta devlet başkanı olmak üzere, devletin başlıca temel organlarının seçim ilkesine göre kurulmuş olduğu, özellikle bunların oluşumunda veraset ilkesinin rol oynamadığı bir hükûmet sistemini anlatır. Böylece cumhuriyet, seçim ilkesine dayanan bir hükûmet sistemi anlamını taşımaktadır. Aslında devlet ve hükûmet şekli olarak cumhuriyet kavramlarının birbiriyle çok yakından ilgili olduğu açıktır. Egemenliğin siyasal toplumun tümünde olduğu bir sistemde, devletin temel organlarının toplum iradesinin ifadesi olan seçimlerle oluşması tabiîdir. Aynı şekilde, devletin temel organlarının seçimden çıktığı bir sistem, millî egemenlikten veya halk egemenliğinden başka bir ilkeye dayanamaz”[38].

Böylece Ergun Özbudun da cumhuriyet ile seçimler, millî egemenlik ve giderek demokrasi arasında bir bağlantı kurmaktadır. Keza yine Özbudun, cumhuriyet ile eşitlik ilkesi arasında benzer bir bağlantı kurmaktadır[39]. Keza Özbudun, cumhuriyetle monarşi arasında bir değer ve zihniyet farkının bulunduğuna da işaret etmektedir. Ona göre, cumhuriyet “vatandaşlık ”, monarşi ise “uyrukluk” kavramlarına dayanır[40].

Başka anayasa hukukçularında da bu bulanıklık izlenmektedir. Örneğin Zafer Gören , tamamen Ergun Özbudun’un açıklamalarını paragraf paragraf izlemekte ve hatta onun yaptığı alıntıyı yapmaktadır[41].

Belirtelim ki Türk anayasa hukuku doktrininin bu tutumu tamamen yanlıştır. Yukarıda açıkladığımız gibi cumhuriyetin monarşinin tersi anlamında, yani negatif bir şekilde tanımlanması doğrudur.

Bizim kanımıza göre, cumhuriyetin dar anlamda, yani monarşinin tersi anlamında tanımı doğrudur. O halde, Anayasamızın 1’inci maddesi devlet başkanlığının irsiyet esasına göre intikalini yasaklamaktadır. Başka bir şeyi değil.

Şimdi Türk Anayasa Mahkemesinin cumhuriyetçilik ilkesini nasıl yorumladığını görelim:

2. Türk Anayasa Mahkemesinin Cumhuriyet Anlayışı
Anayasa Mahkemesi de “cumhuriyet”i geniş anlamda tanımlamakta ve cumhuriyetten demokrasiyi anlamaktadır.

Anayasa Mahkemesi 16 Haziran 1970 tarih ve K.1970/31 sayılı Kararında “cumhuriyet” kelimesini geniş anlamda yorumlamıştır. Yüksek Mahkemeye göre,

“buradaki [1961 Anayasası, m.9] değişmezlik ilkesinin sadece ‘cumhuriyet’ sözcüğünü hedef almadığını söylemek bile fazladır. Yani, Anayasada sadece ‘cumhuriyet’ sözcüğünün değişmezliğini kabul ederek, onun dışındaki bütün ilke ve kuralların değişebileceğini düşünmenin Anayasanın bu ilkesi ile bağdaştırılması mümkün değildir. Zira, 9. maddedeki değişmezlik ilkesinin amacının, Anayasanın 1., 2., maddelerinde ve 2. maddenin gönderme yaptığı başlangıç bölümünde yer alan temel ilkelerle niteliği belirtilmiş, ‘cumhuriyet’ sözcüğü ile ifade edilen devlet sistemi[42]dir”[43].

Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi, cumhuriyeti, bir takım temel ilkeleri içeren bir “devlet sistemi” olarak yorumlamaktadır. Anayasa Mahkemesi bir başka kararında da benzer şekilde,

“dünya yüzeyine yayılmış ülkelere göz atılacak olursa, adları ‘Cumhuriyet’ olduğu halde, uyguladıkları rejim bakımından Anayasamız’daki sisteme taban tabana zıt düşen pek çok devletlerin bulunduğu görülmektedir”[44]

demektedir. O halde Anayasa Mahkemesi, Türkiye’deki “Cumhuriyet”i, sadece “cumhuriyet” kavramından hareketle tanımlamamaktadır. Zira yer yüzünde bu isimi taşımasına rağmen Türkiye Cumhuriyetine benzemeyen birçok devlet vardır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi Türkiye’ye özgü bir cumhuriyet tanımı yapmaktadır. Anayasa Mahkemesine göre, cumhuriyet “yurdumuzda siyasal iktidarın bütün ögeleriyle birlikte Ulusa geçişi” demektir[45].

Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi, cumhuriyeti geniş anlamda yorumlamaktadır. Cumhuriyet Anayasa Mahkemesine göre, monarşinin tersi olarak negatif bir şekilde tanımlanamaz. Türkiye’de cumhuriyet, Anayasanın “Başlangıc”ında ve özellikle 2’nci maddesinde belirtilen “laiklik”, “sosyal devlet”, “hukuk devleti” ve “demokratik devlet” gibi temel ilkeleri içerir. Cumhuriyet bu temel ilkelerle tanımlanır. Bu temel ilkelere aykırı olan bir kanun yahut, anayasa değişikliği, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” diyen Anayasanın 1’inci maddesine ve özellikle bu maddenin değiştirilmesini yasaklayan maddeye (1961 Anayasasının 9, 1982 Anayasasının 4’üncü maddesi) de aykırı olur.

Özetle bu kararda Anayasa Mahkemesi “cumhuriyet” kelimesini geniş anlamda yorumlamış, bu yoruma göre de değişmezlik yasağı sadece 1’inci maddeyi değil, 2’nci maddede ifade edilen ilkeleri de içermektedir.

Sonuç
Kanımızca, gerek Türk anayasa hukuku doktrininin, gerek Türk Anayasa Mahkemesinin cumhuriyet tanımları yanlıştır. yukarıda gösterdiğimiz gibi, cumhuriyet dar anlamda, yani monarşinin tersi olarak tanımlanabilir. Bu tanıma göre ise, devlet başkanlığının babadan oğula irsî olarak intikal etmediği her devlet bir cumhuriyettir. Cumhuriyetin sadece dar anlamda tanımı ampirik verilerle uyuşum içindedir. Cumhuriyet ile demokrasi arasında hiçbir alaka yoktur. Şöyle ki, bir cumhuriyet, demokratik olabileceği gibi, anti demokratik de olabilir. Keza bir monarşi, demokratik olabileceği gibi, anti demokratik de olabilir.

O halde, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” diyen Anayasamızın 1’inci maddesi de dar anlamda yorumlanmalıdır. Buna göre, Anayasamızın 1’inci maddesinin yasakladığı şey, devlet başkanlığının irsî olarak intikal etmesidir. Diğer bir ifadeyle, Anayasamızın birinci maddesi Türkiye’de monarşinin kurulmasını yasaklamaktadır. Başka bir şeyi değil.


--------------------------------------------------------------------------------

[1]. Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, Aydın Kitabevi Yayınları, 1984, s.177.

[2]. Açıklamalar için bkz. Ali Fuat Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, Baha Matbaası, 1960, s.216; Mustafa Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1998, s.343-362. s.344.

[3]. Açıklamalar için bkz. Başgil, Esas Teşkilat Hukuku, op. cit., s.216; Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, op. cit., s.344.

[4]. “Cumhuriyet” kelimesinin değişik anlamları için bkz. Jean-Marie Pontier, “La république”, Recueil Dalloz Sirey, 1992, 31e Cahier, Chronique, XLVIII, s.239-246. Özellikle Fransa’da bu kelimenin Fransız ihtilalinin mirası nedeniyle özel bir anlaşılış tarzı vardır (Jean-Louis Quermonne, “République”, in Olivier Duhamel et Yves Meny (sous la direction de-), Dictionnaire constitutionnel, Paris, P.U.F., 1992, s.921). Hatta, Michel-Henry Fabre’a göre, “cumhuriyet” kelimesinin bir “Fransız” anlaşılış tarzı vardır (Michel-Henry Fabre, Principes républicaines de droit constitutionnel, 4e édition, Paris, L.G.D.J., 1984, s.3.

[5]. Örneğin siyaset teorisi açısından bir yaklaşım için bkz. Erdoğan, Liberal Toplum, Liberal Siyaset, op. cit., s.348-362.

[6]. Léon Duguit, Traité de droit constitutionnel, Paris, Ancienne librairie fontemoing, 3e édition, 1928, c.II, 770-771, 781-793.

[7]. Ibid., s.770.

[8]. Ibid., s.781.

[9]. Ibid., s.772.

[10]. Ibid., s.781.

[11]. Bu yönde tanımlar için bkz. Julien Laferrière, Le nouveau gouvernement de la France: les actes constitutionnels de 1940-1942, Paris, Sirey, 1942, s.40; Georges Vedel, Droit constitutionnel, Paris, Librairie du Recueil Sirey, 1949, s.278, 318; Daniel Gaxie, “Article 89”, in François Luchaire et Gérard Conac (sous la direction de-), La Constitution de la République français, Paris, Economica, 2e édition, 1987, s.1329; Bernard Branchet, La révision de la Constitution sous la Ve République, Paris, L.G.D.J., 1994, s.64.

[12]. Vedel, Droit constitutionnel, op. cit., s.278.

[13]. Ibid.

[14]. Didier Maus, “Sur ‘la forme républicaine du gouvernement’”, Commentaire sous la décision n° 92‑-312 DC du 2 septembre 1992, Revue française de droit constitutionnel, n°11, 1992, s.412.

[15]. Maurice Agulhon, La République: 1880 à nos jours, Paris, Hachette, 1990’dan nakleden Quermonne, “République”, op. cit., s.923.

[16]. Maus, op. cit., s.412.

[17]. François Luchaire, Le Conseil constitutionnel, Paris, Economica, 1980, s.127.

[18]. Maurice Hauriou, Précis de droit constitutionnel, Paris, Sirey, 1929, réimpression par les Editions du C.N.R.S., 1965, s.343.

[19]. Maurice Duverger, “Les monarchies républicaines”, Pouvoirs: Revue d’études constitutionnelles et politiques, 1996, no 78, s.107-127.

[20]. Ibid.

[21]. Aslında burada bir ön sorun olarak, hangi rejimin demokratik hangisinin anti-demokratik olduğu tartışılmalıdır. Böyle bir tartışma aşağıda “demokratik devlet ilkesi”nin incelendiği yerde yapılmıştır. Oraya bakılmalıdır. Biz Arendt Lijphart’ın demokratik olarak kabul ettiği 21 rejimi demokratik olarak kabul ediyoruz. Yazar ideal anlamda demokrasileri değil, bu ideale az çok yaklaşan gerçek demokrasileri demokratik bir rejim olarak kabul etmektedir. Yazar, demokratiklik için ikinci bir ölçü daha arıyor: Demokrasi kesintiye uğramadan uzun bir zaman boyunca (İkinci Dünya Savaşından bu yana) uygulanabilmiş olmalıdır (Bkz. Arend Lijphart, Çağdaş Demokrasiler (Çev.: E. Özbudun ve E. Onulduran), Ankara, Türk Demokrasi Vakfı ve Siyasi İlimler Derneği Ortak Yayını, Tarihsiz (1988), s.1-2, 23-24).

[22]. Lijphart, op. cit., s.79.

[23]. Lijphart, op. cit., s.57.

[24]. Jan-Erik Lane, Constitutions and Political Theory, Manchester, Manchester University Press, 1996, s.202’den nakleden Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., s.244.

[25]. Bu yöndeki yorumlar için bkz.: Kemal Gözler, “Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 54, 1999, Sayı 1, s.55; Kemal Gözler, “Cumhuriyet ve Monarşi”, Türkiye Günlüğü, Sayı 53, Kasım-Aralık 1998, s.29; Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., s.244.

[26]. Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.218; Arsel, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.156.

[27]. Başgil, Esas Teşkilât Hukuku, op. cit., s.218.

[28]. Arsel, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.156.

[29]. Ibid.

[30]. Hüseyin Nail Kubalı, Anayasa Hukuku Dersleri, İstanbul, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Yayınları, 1971, s.61.

[31]. Ibid., s.64.

[32]. Ibid.

[33]. Ibid.

[34]. Ibid., s.65.

[35]. Ibid.

[36]. Ibid., s.66.

[37]. Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.47.

[38]. Ibid.

[39]. Ibid.

[40]. Ibid.

[41]. Gören, Anayasa Hukukuna Giriş, op. cit., s.71-72.

[42]. İtalikler bize ait.

[43]. Anayasa Mahkemesi, 16 Haziran 1970 Tarih ve E.1970/1 ve K.1970/31 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 8, s.323. Anayasa Mahkemesi diğer kararlarında da aşağı yukarı aynı gerekçeyi tekrarlamıştır. Bkz.

- 13 Nisan 1971 Tarih ve E.1970/41 ve K.1971/37 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 9, s.416-449.

- 15 Nisan 1975 Tarih ve E.1973/19 ve K.1975/87 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 13, s.403-478.

- 23 Mart 1976 Tarih ve E.1975/167 ve K.1976/19 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 14, s.118-161.

- 12 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/38 ve K.1976/46 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 14, s.252-285.

- 12 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/26 ve K.1976/47 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 14, s.287-301.

- 27 Ocak 1977 Ekim 1976 Tarih ve E.1976/43 ve K.1977/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 15, s.106-131.

- 27 Eylül 1977 Tarih ve E.1977/82 ve K.1977/117 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 15, s.444-4063.

[44]. Anayasa Mahkemesi, 27 Ocak 1977 Tarih ve E.1976/43 ve K.1977/4 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 15, s.113.

[45]. Anayasa Mahkemesi, 15 Nisan 1975 Tarih ve E.1973/19 ve K.1975/87 Sayılı Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 13, s.428.




--------------------------------------------------------------------------------



Copyright


Mod_seval

  • Ziyaretçi
Ynt: Demokrasi Nedir ?
« Yanıtla #5 : 05 Temmuz 2009, 17:38:39 »
(c) Kemal Gözler. 2005. Bu sayfaya izin almadan link verilebilir. Ancak, bu web sayfası, önceden izin almaksızın ne suretle olursa olsun, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, tekrar yayınlanamaz, dağıtılamaz, başka internet sitelerine metin olarak konulamaz. İzin için kgozler............. adresine başvurunuz. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71 ve 72’nci maddeleri, bir fikir ve sanat eserini herhangi bir yöntemle çoğaltanları, dağıtanları, satanları, elinde bulunduranları, paraya çevrilmeksizin, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis cezası veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birden cezalandırmaktadır.

Alıntılar (İktibas) Konusunda Açıklamalar

Bu çalışmadan yapılacak alıntılarda (iktibaslarda) 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen şu şartlara uyulmalıdır: (1) İktibas, bir eserin “bazı cümle ve fıkralarının” bir başka esere alınmasıyla sınırlı olmalıdır (m.35/1). (2) İktibas, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla yapılmalıdır (m.35/3). (3) İktibas, belli olacak şekilde yapılmalıdır (m.35/5) [Bilimsel yazma kurallarına göre, aynen iktibasların tırnak içinde verilmesi ve iktibasın üç satırdan uzun olması durumunda iktibas edilen satırların girintili paragraf olarak dizilmesi gerekmektedir]. (4) İktibas ister aynen, ister mealen olsun, eserin ve eser sahibinin adı belirtilerek iktibasın kaynağı gösterilmelidir (m.35/5). (5) İktibas edilen kısmın alındığı yer belirtilmelidir (m.35/5).

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 21.2.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Kanunla değişik 71’inci maddesinin 4’üncü fıkrası, 35’inci maddeye aykırı olarak “kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak” göstererek iktibas yapan kişileri, 2 (iki) yıldan 4 (dört) yıla kadar hapis veya 50 (elli) milyar liradan 150 (yüzelli) milyar liraya kadar ağır para cezasıyla veya zararın ağırlığı dikkate alınarak bunların her ikisiyle birdencezalandırmaktadır.

Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18 Şubat 1981 tarih ve E.1980/1, K.1981/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kararına göre, “iktibas hususunda kullanılan eser sahibinin ve eserinin adı belirtilse bile eser sahibi, haksız rekabet hükümlerine dayanarak Borçlar Kanununun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat isteyebilir”.

Yukarıdaki şartlara uygun olarak alıntı yapılırken bu çalışmaya şu şekilde atıf yapılması önerilir:

Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s.105-115'ten alınmıştır (

etarih.net
« Son Düzenleme: 05 Temmuz 2009, 21:17:20 Gönderen: SevaL_24 »

Çevrimdışı uzumbaba

  • Sitelerimizi ziyaret ediniz
  • Yönetici
  • Tam Üye
  • *****
  • İleti: 126
  • Karma +0/-0
    • üzümbaba sitesi
Ynt: Demokrasi Nedir ?
« Yanıtla #6 : 11 Temmuz 2009, 06:05:11 »
Demokrasi nedir?  Hangi demokrasi, kimin demokrasisi?  Demokrasiyi tanımlayanlar genelde kestirmeden
'halkın demokrasisi' derler de, birçoğu 'halk' terimini kabaca atlatırlar. Ya da iki yuvarlak terimle halkı tanımladıklarını sanırlar.

'Halkı' tanımlamadan demokrasinin tanımı bence hiç bir işe yaramaz.

Demokrasi konusunda benim eski bir taşlamam vardı, istersen onu buraya aktarayım,
bu da benden belki bir kısa yanıt olur:

Çağdaş köle hür züğürt
Ne bulursan al yürüt
Ücretin mi hep bürüt
Demokrasi kır asi
 
Toprak sana çok gelir
Ekmeğine şok gelir
Gözlerine hoş gelir
Demokrasi kır asi
 
Birey çokluk ne demek
Güzellikler yok demek
Kafanı çok yor demek
Demokrasi kır asi
 
İş bulursan sen çalış
Kafa yorma boş çalış
Aristokrat ol çalış
Demokrasi kır asi
 
Hem siyahsın hem beyaz
Hem güneşsin hem piyaz
Paran varsa o da az
Demokrasi kır asi
 
Paran yoksa yanarsın
Hem güneşte donarsın
Kilot yoksa don alsın
Demokrasi kır asi
 
Bir zamanlar köleydin
Kıymetini bileydin
Eşşeğini süreydin
Demokrasi kır asi
 
Aristokrat olunmaz
İstesen de o olmaz
Üçkağıtçı doğulmaz
Demokrasi kır asi
 
Aristokrat boşuna
Et aş vermez hoşuna
Bir yem bulsan kuşuna
Demokrasi kır asi
 
Sen sanırsın gül senin
Bülbül öter tül senin
Cebin delik boş senin
Demokrasi kır asi
 
Sana umut veriyor
Kişiliğin yeriyor
Aburcubur yiyiyor
Demokrasi kır asi
 
Bir zamanlar ümitle
Hayal ile düş ile
Düştün yola puşt ile
Demokrasi kır asi
 
Unutturdu ananı
Hem de garip babanı
Tanıştırdı yabanı
Demokrasi kır asi
 
Yahu boşa oynama
Tencereni kaynama
İçi boş delik ama
Demokrasi kır asi
 
Çağımızın kölesi
Umut dolu çilesi
Boş yoluna gidesi
Demokrasi kır asi
 
Bebek yemek bekliyor
Sepet ekmek bekliyor
Tüm umutlar tekliyor
Demokrasi kır asi
 
Biri Müslüm oluyor
Biri Musa oluyor
Biri İsa oluyor
Demokrasi kır asi
 
Kutlayalım çağdaşız
Bir sürüyüz hep açız
Üzümoğlu yoldaşız
Demokrasi kır asi

Ancak bu kadar yanıtlayabildim, kusurum affola....

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38