* Anlık üyelerarası ileti

Sohbet kutusu bulunamadı.

* Kullanıcı bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

* Şu an aktif olanlar

  • Nokta Ziyaretçi: 6
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 0

Çevrimiçi kullanıcı bulunmuyor.

* İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 28
  • stats Toplam İleti: 658
  • stats Toplam Konu: 290
  • stats Toplam Kategori: 11
  • stats Toplam Bölüm: 58
  • stats En Çok Çevrimiçi: 141

* Son İletiler/Konular

Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[19 Mart 2019, 00:44:57]


Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 02:07:46]


Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 01:55:14]


Ynt: Ev İşlerinde Basit Öneriler Gönderen: uzumbaba
[29 Mayıs 2014, 23:48:15]


Ynt: Görünmez Kazalar Ve Pratik Önlemler Gönderen: uzumbaba
[17 Nisan 2014, 02:20:37]

* Yönetim

uzumbaba admin uzumbaba
Yönetici

* En Popüler Bölümler

* İnternette ara

internette Arama

Gönderen Konu: Alevileri bölme girişimi devam ediyor  (Okunma sayısı 5311 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı uzumbaba

  • Sitelerimizi ziyaret ediniz
  • Yönetici
  • Tam Üye
  • *****
  • İleti: 126
  • Karma +0/-0
    • üzümbaba sitesi
Alevileri bölme girişimi devam ediyor
« : 22 Eylül 2010, 02:56:16 »
AKP'den çakma bir Alevi oluşumu daha

 

Çakma Alevi dernekleri kurdurtan AKP'nin yeni bir oluşumu daha yolda. Demokrat Alevi Girişimi'nin önderi bur televizyonun sahibi gözüken kişi ama bu kişi AKP'li olduğunu nedense hep gizliyor... İşte onun öyküsü...

 

Sahte Alevi açılımı ile Alevileri Sünnileştirme girişimlerini hızlandıran, yandaşlarına “Cami ve cemevi yaptırma dernekleri” kurdurtan, çakma Alevi dernekleri oluşturan AKP’nden yandaş bir örgüt sinyali daha geldi. Alevilere yönelik yayın yapan Su TV Genel Müdürü Yalçın Özdemir, "Demokrat Alevi Girişimi" adıyla yeni bir örgütlenme başlattı.

 

Yalçın Özdemir, eski bir ANAP’lı, eski bir solcu. ANAP’ta iken MHP’li Mustafa Taşar’a danışmanlık yapan Özdemir, 1999 yılında Sivas’tan milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. Ankara’da kitapçılık yapan ayrıca Bodrum’da işletmeleri bulunan Yalçın Özdemir, Su TV’yi Hayrullah Akkaya’dan satın aldı. Ancak, satın alma işleminin arkasında AKP’li Milletvekili Reha Çamuroğlu’nun olduğu iddiaları, bu satın alma işlemi sırasında sık sık gündeme geldi. Fethullah Gülen cemaatiyle de ilişkili olan Su TV’nin yayın politikası da başlangıca göre çok değişti.

 

AKP’Lİ OLDUĞUNU GİZLİYOR

Yalçın Özdemir, “Demokrat Alevi Girişimi” adıyla yeni bir örgütlenme içine girdi. Sabah gazetesinden Mahmut Övür’e açıklamalarda bulunan Özdemir, nedense AKP’li olduğunu özenle saklıyor. Televizyondaki programlarda da AKP’li olduğu hiç zikredilmiyor. Oysa kendisi Çankaya Belediyesi’nde AKP’nin meclis üyeliğini yapıyor. AKP’nin son zamanlarda sahte Alevi dernekleri kurdurarak, mevcut Alevi örgütlülüğünün karşısında çıkar ilişkilerine dayalı siyasal yapılar oluşturması ve Alevilerin genel direnişini kırmaya çalışması dikkatlerden kaçmıyor. 

 

Habercek'in, önümüzdeki hafta "AKP'nin yurt içinde ve yurt dışında kurdurduğu çakma Alevi örgütleri"yle ilgili ayrıntılı yayını olacak... Habercek olarak, bu oyunu bozacağız...     

 

Mahmut Övür’ün yazısı şöyle

Eğer Kılıçdaroğlu CHP'nin başına getirilmeseydi, Baykal devam etseydi, Aleviler büyük oranda evet diyecekti. Bunun önünü kesmek için Kılıçdaroğlu CHP'nin başına getirildi. "" Alevilerin 'statüko' ile yüzleşmesi Referandumda "evet" oyunun önde çıkması bazı siyasi partileri derinden sarstığı gibi toplumsal kesimleri de yüzleşmeye itti. Görünen o ki en sert yüzleşmeyi de, bu ülkenin önemli toplumsal dinamiklerinden biri olan Aleviler yaşayacak. Daha doğrusu şu anda o süreç başladı bile... Başladı çünkü Türkiye'nin en çok özgürlüğe ihtiyacı olan kesimi Aleviler, bu ihtiyacın tam tersi biçimde blok halinde "yetmese" de özgürlük getiren anayasa paketinin karşısında yer aldı. Bu derin bir çelişkiydi. Peki, Alevileri bu çelişkiye iten neydi? Sorunun cevabını önümüzdeki günlerde "Demokrat Alevi Girişimi" adıyla yeni bir örgütlenmeye hazırlanan Su TV Genel Müdürü Yalçın Özdemir veriyor: "Türkiye'nin dönüşümünde önemli bir mihenk taşı olan anayasa değişikliğine evet çıkmasından sonra, artık Alevlerin de vesayetten beslenmeyen bir duruş sergilemesi gerekir." Aslında bu tartışma farklı biçimlerde de olsa tüm Aleviler arasında sürüyor. Hayır-evet çelişkisi daha çok tartışılacak.

 

BAYKAL BAŞTA OLSAYDI ALEVİLER "EVET" DİYECEKTİ.. BUNU ÖNLEMEK İÇİN KILIÇDAROĞLU'NU BAŞA GETİRDİLER

Özdemir, tam da bu noktada Alevilerle referandum süreci arasında ilginç bir bağ kurulduğuna dikkat çekiyor ve şöyle diyor: "Eğer Kılıçdaroğlu CHP'nin başına getirilmeseydi, Baykal devam etseydi, Aleviler büyük oranda evet diyecekti. Bunun önünü kesmek için Kılıçdaroğlu CHP'nin başına getirildi. Çünkü bu referandumda evet oylarının yüzde 70'in üzerinde çıkması demek, CHP'nin cumhuriyet tarihi boyunca izlediği tüm politikaların iflası anlamına gelecekti."

 

Gerçekten de kısa sürede CHP'ye yoğun Alevi akını oldu. Sadece Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nden bir gecede ayrılanların sayısı hayli yüksekti. Tüm bu olup bitenler yavaş yavaş da olsa Alevilerin kendi pozisyonlarını sorgulamaya başladığını gösteriyor:

 

Özdemir referandumun bunu hızlandırdığı düşüncesinde:

"Aleviler, bugüne kadar statükoyu korumaktan yana oldu; bugün de oylarını ağırlıklı CHP'ye verdi. Bence bu CHP için kullandıkları son oydur. Ortada kısmi de olsa özgürleşme getiren bir paket var ve darbecilere yargılanma yolu açılıyor. Bu Alevilerde bir kırılma yaratacaktır. Çünkü 12 Eylül cuntasının cezaevlerinin yüzde 60'ı Alevilerden oluşmaktaydı. Evet çıkması bu nedenle bir düşünme payı, bir kendini sorgulama süreci başlattı. Şu an dilekçe verenlerin çoğu Alevi..." Sadece Aleviler değil, dindarlar da, Kürtler de referandum sonrasını iyi sorgulamalı ve demokrasi dersleri çıkarmalı...

 

Türkiye 1980’li yıllara 24 Ocak Kararlarıyla girdi. 1980’lerde Amerika-İngiltere ekseninde başlatılan neo-liberal üçüncü küreselleşme dalgası, kapitalist dünyanın merkezini olduğu kadar çevresini de yeniden düzenleme ihtiyacındaydı. Çevre ülkelerinin iddialı sanayileşme programlarını terk ederek, üçüncü küreselleşme dalgasına ticaret üzerinden eklemlenmesi öngörülmüştü. 1978-1982 döneminin 4. Kalkınma Planının 24 Ocak Kararlarıyla ikamesi tam da bunu içeriyordu. Türkiye için, ek olarak, ılımlı (yani Amerikancı) bir İslam modeli de öngörülmüştü. Yeni sermaye birikim modeli, içerde emek gelirlerinin ve tarım gelirlerinin uzun süreli geriletilmesini böylece ekonominin yönünün ihracata döndürülmesini öngörüyordu. Ancak kısa sürede kapsamlı bir gelir bölüşümü bozulmasını içeren bu modelin askeri rejim olmaksızın başarılması mümkün değildi. Bu nedenle 12 Eylül Darbesi’nin öncelikli hedefi, IMF’nin 24 Ocak Kararlarını uygulanabilir kılmaktı. Bunun için Türkiye’nin bağımsız karar alma reflekslerinin köreltilmesi, siyasetçisinden üst düzey bürokratına kadar neo-liberal ideolojinin kök salmasının sağlanması ve bu kesimlerin yeni modelin alternatifsiz olduğuna ikna edilmeleri gerekiyordu. Bu uğurda büyük bir ideolojik saldırı başlatıldı; buna çok önemli kaynaklar bağlandı.

 

İslamcı yöneliş konusunda da Evren’in bıraktığını Özal tamamladı. 1989-1993 arasında tekrar iç dinamiklere bir dönüş olması nedeniyle gelir yönetimi politikalarında bir tersine dönüş yaşansa da, IMF’nin yeniden rol aldığı 5 Nisan 1994 Kararlarıyla model tekrar aslına döndürülmeye çalışıldı. 1995 seçimlerinden Refah Partisi’nin birinci çıkması tam arzulanan bir durum değildi; Erbakan ve programı Batı’ya güven vermiyordu. Bu yüzden 28 Şubat 1997 muhtırası gene Atlantik-ötesi dürtülerle gerçekleştirildi. Sistem tarafından ehlileştirilmiş yani neo-liberalizme kazanılmış ve Amerikancı İslam dışına çıkmayacağına ikna olunmuş hareket olarak AKP, ABD’nin tam desteğini alarak 2002’de iktidar oldu. AKP, iktidarının ilk yıllarında AB’nin de tam desteğini alma stratejisini uyguladı. Bunda da başarılı oldu. Bu başarının arkasında Kıbrıs ve diğer dış politika tavizlerinden daha önemli olduğu halde fazla göze batmayan taviz, ekonomi alanındaki sınır tanımaz liberalizm açılımı oldu. Bir dini yeni benimseyenlerin daha dindar görünme gereksinimlerine uygun olarak, AKP dolu dizgin bir liberalizmi temsil etti. Çeyrek yüzyıllık özelleştirme döneminde özelleştirmelerin yüzde 80’den fazlasının 8 yıla sığdırılması bunun anlamlı bir örneğiydi. Petrol ve diğer madenler, çevre ve su yatırımları, bankacılık, sağlık, eğitim gibi alanlardaki liberalizm açılımları, yabancı şirketlerin ve tabii büyük medya patronları dahil yerli şirketlerin iştahlarını sürekli canlı tutacak ölçeklerdeydi. 2000’li yılların bütününde gerçekleştirilen büyük ekonomik dönüşüm, bunun hukuki altyapısının da oluşturulmasıyla sağlandı. Ama bazı konularda ayak bağları sürüyordu. Bunlar, TSK, CHP ve bağımsız yargıydı. Dış katkılarla sürdürülen Ergenekon operasyonları birincisini hizaya getirmek içindi. Üçüncüsünü de kısmen kontrol altına alma hedefini güdüyordu. Yargıya dönük operasyonda Anayasa değişikliği paketiyle büyük bir adım atmış oldu. İktidar, güçler ayrılığını güçler birliğine dönüştürmede büyük bir mesafe almış oldu. Ama demokrasi güçleri açısından bunun nihai bir yenilgi olduğunu düşünmemek gerekiyor.

 

CHP’ye dönük Mayıs 2010 operasyonu ise başarısız kaldı. CHP bu süreçten güçlenerek çıktı. Şimdi Başbakan “yüzde 42 acaba bize niye hayır dedi? ‘Hayır’ın da ‘evet’e dönmesi lazım” (17 Eylül 2010 tarihli basın) diyerek CHP’yi bölmeyi veya eritmeyi yeniden hedefe almış görünüyor. Bu konuda pabucun pahalı olduğunu ona göstermek önümüzdeki 9 ayın temel hedefi olmalı.

 Şimdi bu çerçeveden bakılırsa, yasama yanında yasama üzerindeki anayasal denetim süreçlerini de elinde toplamış bir iktidara neler yaptırmazsınız? Ekonomisi dışa bağımlı, dış kaynak girişleri olmadan ekonomisini çeviremeyen, büyük dış açıklar vermeye ve büyük dış borçlar biriktirmeye yazgılı olan ve dolayısıyla bağımsız iktisat politikası kararları alamayan bir iktidar türü, tam da Batı’nın egemen güçlerinin sevdiği bir türdür. Siz ABD ve AB’nin yönetimdeki siyasetçisi olsanız, size her türlü tavizi vermeye açık olan böyle bir iktidar türünü mü tercih edersiniz yoksa bağımlılık konusunda çekinceleri olan yani sizin ve firmalarınız açısından belirsizlikler taşıyan bir iktidar türünü mü? Bu arada, TÜSİAD gibi büyük sermaye kuruluşlarının, bir G. Kore veya Hindistan örneğinde olduğu gibi ‘ulusal burjuvazi’ karakterini taşımadığını ve dışa bağımlı olmayan bir ekonomi modeli öngörülerinin olmadığını da dikkate alırsanız, nihai olarak bu kesimlerin doğal ittifakının AKP türü iktidarlarla olacağını da kolayca sezebilirsiniz. Demek ki CHP, kendi tarlasına yağarak büyüyebilecek ve güçlenebilecektir.

 

Kelima ATA


Kaynak: habercek.com (20 Eylül 2010)

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38