* Anlık üyelerarası ileti

Sohbet kutusu bulunamadı.

* Kullanıcı bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

* Şu an aktif olanlar

  • Nokta Ziyaretçi: 7
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 0

Çevrimiçi kullanıcı bulunmuyor.

* İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 28
  • stats Toplam İleti: 658
  • stats Toplam Konu: 290
  • stats Toplam Kategori: 11
  • stats Toplam Bölüm: 58
  • stats En Çok Çevrimiçi: 479

* Son İletiler/Konular

Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[19 Mart 2019, 00:44:57]


Ynt: Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 02:07:46]


Pratik Bilgiler Gönderen: uzumbaba
[27 Temmuz 2014, 01:55:14]


Ynt: Ev İşlerinde Basit Öneriler Gönderen: uzumbaba
[29 Mayıs 2014, 23:48:15]


Ynt: Görünmez Kazalar Ve Pratik Önlemler Gönderen: uzumbaba
[17 Nisan 2014, 02:20:37]

* Yönetim

uzumbaba admin uzumbaba
Yönetici

* En Popüler Bölümler

* İnternette ara

internette Arama

Gönderen Konu: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları  (Okunma sayısı 9936 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

SevaL_24

  • Ziyaretçi
ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« : 28 Temmuz 2009, 11:24:24 »
Bekir COŞKUN
 bcoskun@hurriyet.com.tr



Yine o soru...


HABER aynen şöyleydi:

Dünya Sağlık Örgütü, domuz gribi nedeniyle çocuklara ve yaşlılara haccı sakıncalı gördü. Ankara iseİngilizler eylüle kadar aşıyı bulur, biz de on milyon adet alıp hacıları göndeririz’ diyor...”

İngilizler aşıyı bulamazsa?...

Hacca gidemeyecekler...

(........)

O soruyu yine sormalıyım:

Neden koca İslam âleminin; insanlık yararına, insanların yaşamını kolaylaştıran, insanlığa hizmet sayılan bir tek buluşu-icadı-keşfi yok?...

Neden?..

*

Tam da yukardaki haberin yayınlandığı gündü; AKP iktidarı ile onun eteğine yapışmış YÖK üyeleri, katsayıları değiştirerek imam-hatiplerin önünü açtılar...

İmam olarak yetiştirilenler tıp adamı da olabilecekler, uzay bilimcisi de, atom mühendisi de...

Dünya ulusları, buluşlar ve yeni yöntemlerle yarışırken... Ve dünya her gün bir önceki güne benzemezken, imam yetiştirip ondan doktor, mühendis, vali, yargıç, bilgisayar mühendisi yapmaya kalkarsanız böyle olur...

Beklersiniz; ibadet etmek için İngilizin aşısını...

*

Matbaa makinesini “kâfir işi” diye İstanbul’a sokmayıp yakan zihniyetin, tamı tamına günümüzdeki devamıdır kafaları...

Önce “öğrenmeyi” emreden İslam’ın ayak bağıdır...  

İmam yetiştirip ondan bilim adamı yapacak kadar çağdaş dünyadan uzak...

Elbette hiçbir Müslüman ülkenin aşı-maşı bulma olasılığı olmadığını biliyor... O da bekliyor ki İngiliz aşıyı bulsun...

İngiliz aşıyı buldu buldu...

Bulmadı...

*

Hemen doğusunda bir bilgisayar devine dönüşen Hindistan, Japonya... Kuzeyinde koca Rusya, Çin... Batısında bacak kadar boyuyla devlerle boy ölçüşen İsrail, Avrupa...

Tümünün ortasında İslam...

Yoksulluğun-geri kalmışlığın coğrafyası sanki...

O sorunun yanıtı lazım:

Neden?..

Kaynak: hurriyet.com.tr

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #1 : 28 Temmuz 2009, 11:45:10 »
ßekir Çoşkun'unun bu yazısı,

İslam'ı karın doyurma olarak görenlere güzel bir cevap olmuş.

İslam dediğimiz şey'in penceresinden baka baka,ülke'nin bakış açısının ne kadar daraldığını fark etmek gerek.Normal olan her ülke kendinden bir adım öteye giderek,farklı kulvarları yakalarken,

ßizim ülkemiz ise olduğu yerde sayıp hatta saymakla kalmayıp git gide geriye gidiyor.

Normal olanı çağdaşlaşmamızken,bizde ki arap islam anlayışı ve hatta git gide bezenen emevi anlayışı nedeniyle gericiliği benimsemeye başladık.Gelişmeye kapalı eski toplumlar geliyor gözüme.Klasik Osmanlı devleti zamanları,tuhaf zihniyetler olan her icat'a,yapılan her gelişmeye karşı çıkıp duruyorlardı.Onlar kendileri geride olduğu için gelişmekten korkan toplumlardı.ßaşka ülke seviyelerine yetişecek imkanları yoktu.

Şimdi ise aradan yüz yıllar geçmesine rağmen hala aynı şeyleri konuşuyoruz.Uzay çağlarını yaşayan zamanlara geleceğiz günün birinde,yine aynı yerde duruyor olacağız.ßu kafayla gidersek dünya üzerinde ortak olabileceğimiz herşeyin gerisinde kalacak,dilenmeye muhtaç ülkeler arasında yerimizi alacağız.

ßu ülke aklını kullansa,kendi insanlarını dış ülkelere sevk etmez.Dünyanın bilinçli insanı,profesörü,doktoru var sırf değeri bilinmediği,anlaşılmadığı,hak etttiğini alamadığı için bu ülke den ardına bakmadan kaçan.Herkes herşeyi yapamaz,bu kimsenin harcı değildir.Herkes yükümlü olduğu,yapabileceği mesleği yapmak zorundadır.

Tutup bir imam'ı okula eğitimci,öğretmen sıfatıyla atıyor,o eğitimden gelecek umuyorsanız diyecek söz çok azdır.

Varın gerisini siz düşüne durun !

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #2 : 30 Temmuz 2009, 11:47:07 »
Faşizm...


29 Temmuz 2009
Bekir COŞKUN
 bcoskun@hurriyet.com.tr
         


Faşizm...


KİMİ zaman sabahları uyandığımda, o birkaç saniyelik intikal sürecinde “Acaba neredeyim” derim kendi kendime; Gaziantep, Urfa, Bursa, İzmir, Ankara, Ayvalık, Eskişehir, Edremit, Kahramanmaraş...

Otobüs ya da havaalanı terminallerinde dahi gözüküyor; AKP'nin son seçimlerde aldığı yüzde 38-39 oy yerinde durmuyor...

Belki yüzde 30, belki daha az...

Yani iktidarın her hukuk dışı adımında öne sürdüğü o “Millet arkamızda...” tezi artık geçerli değil...

Ve “gidiş”in tüm belirtileri gözüküyor.

*

Genel seçimlere ise iki seneden az bir zaman kaldı... Ve AKP'nin orada durabilmesi için iki yol var.

Birincisi; ekonomiyi düzeltmek...

Bu neredeyse olanaksız.

Yedi senedir üretime dönük, verimliliği artıran, ciddi yatırım sayılan bir tek şey yapmayıp, sadece kamu varlıklarını satarak beslenmenin dibindeler...

Bütçe açığı yüzde 465 arttı...

Küçülme, İkinci Dünya Savaşı yıllarından sonra rekor; ilk çeyrekte yüzde 13.8...

İşsizler ordusu devleşiyor...

İnsanlar mutsuzlar ve yoksulluk sınırı tırmanıp nüfusun orta yerine ulaştı... Kim ağzını açsa “Canımız yanıyor” diyor...

Bir tek mutlu insan yok sokaklarda...

*

AKP'nin iktidarda kalabilmesi ve hedeflediği karşı devrimi tamı tamına gerçekleştirmesi için ikinci yol kalıyor:

Faşizm...


Avuçlarına alamadıkları yüksek yargı-ordu gibi kalan birkaç kurumu ezmek... Yanlarına alamadıkları medyayı cezalarla dize getirmek...

Aydınları, sesi çıkan laik insanları izleyip, telefonlarını dinleyip, özel yaşamlarına sızıp, bezdirmek...

Korkutmak...

Sindirmek...

Şimdi bunu deniyorlar...

Amaçlarına demokratik yolla ulaşamayınca, yol haritaları gereği buna başvuracaklarını akıllı insanlar bekliyorlardı.

Bunun adı:

Faşizm...   

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #3 : 31 Temmuz 2009, 10:14:31 »
30 Temmuz 2009
Bekir COŞKUN 
bcoskun@hurriyet.com.tr

“Göz”...

3G ile artık cepten konuşurken birbirimizi de görebileceğiz.

“Kulak”tan sonra bir de “göz”ümüz oldu, ne mutlu...


Bunun ekonominin canlanmasına da katkısı olacaktır bilirim ben. Her sabah 3G'yi açmadan önce bir koşu kuaföre gidecektir Nebahat...

24 saat makyaj, gece konuşmaları için yeni gecelikler, sabah konuşmaları için çiçekli sabahlıklar, renkli bluzlar, arka dekor için duvar kâğıdı-çerçeve derken...

Nasıl değişiyor insanın hayatı.

*

Diyelim ki yalan söylemek artık daha zordur.

Karısına “Toplantıdayım” diyenler, ayakları havada pozisyondan çıkıp bir toplantı dekoru bulmak zorundalar.

Üstü kravatlı-ceketli, alt tarafı bir kaçamak yatağının içinde donlu sahneler geliyor gözümün önüne.

“Madem toplantıdasın, müdürü göster o zaman...” diyor diyelim ki karısı...

“Göz” orada çünkü...

*

“Kulak”a “göz” eklendi...

Ufaklıklar için “Okuldayım anne” yok artık...

Keza “Hastayım, üşütme geldi şefim” olmayacak. Şef “O zaman kumsalda mayo ile oturmak iyi gelmez Nuri” diyecektir...

Âşıkların işi daha da zor...

Tuvalette oturup “Şu anda balkonda sallanan koltuğumda, bulutlara bakıp seni düşünüyorum sevgilim” olamayacak... Çünkü “sallanan koltuğun” klozet olduğunu görecek duygulanan sevgilinin “göz”ü...

Ya da iş hayatında; “Dairenizin her şeyi mükemmel oldu, şu an hazır” diyen müteahhide soracaktır “göz” sahibi müşteri:

“Hani duvarları yok mu?..”

*

Tamam, iyi yönleri vardır...

Ama yaşamın en değerli şeyi özgürlüğümüzü biraz daha aldılar elimizden...

Kendi dünyamıza her gün biraz daha el koyuyorlar, bize bir şey kalmıyor...

Özel anlarımız, gizli dünyamız, yalanlarımız, günahlarımız, yüzümüz, gözlerimiz, saçımız-başımız, sevinçlerimiz, kahkahalarımız, ağlayışlarımız, pazara sürüldü...

Güçlü küresel sermaye, bizi bize satıyor...

Anlamıyor musunuz?..

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #4 : 01 Ağustos 2009, 11:43:33 »
Bekir COŞKUN
 bcoskun@hurriyet.com.tr

         
   

Kemanım...


KEMANIMIN dört teli var...

Dün gece başımı gül ağacından omzuna yasladım:

Seni versinler ellere

Beni vursunlar...


(......)

Gece el-ayak çekildi mi, sessizce merdivenleri çıkarım, bir gizli sevdanın buluşma zamanıdır o zaman...

Biz iki sırdaşız...

Ben ve keman...

Sevgilinin siluetini yapmıştır aslında dokuzuncu yüzyıldaki Viyanalı kemancı ustası; zarif bedeni, ince beli...

Bükük boynu...

Çabuk ağlayışı...

Biz dertleşiriz...

Gecenin karanlığında sarılıp birbirimize, kemanımla ikimiz...

¡

Rock çocukları” yazımdan dolayı ne kadar çok mesaj geliyor bilemezsiniz. Onları biriktirip tekrar tekrar okuyorum, yeni tanışmış gibi...

Aslında biz o gençlerle hep aynı yandaydık.

Üniversite yıllarında Kazablanka’nın büyük sahnesinde, usta müzisyenlerin arasında, Besim Hoca arada bir azarlardı beni:

O sesi kim çıkarttı...

Hangi sesi?..

Fu...

Do, re, mi, fa, sol, la yanında “fu” sesini çıkartabiliyordum arada bir kazara, kızıyordu büyük usta...

¡

Oysa...

Oysa bakın çocuklar müziği “sadece nota” olmaktan çıkarttılar...

Şarkıları talep-tepki-isyan yaptılar... Ve cam-çerçeve kırmadan, şarkılar söyleyerek, notalarla aydınlığın yolunu açmaya çalışıyorlar...

Biz ise müziğin üstün gücünü bilmeden yumruklarımızla özgürlük aradık.

Kaybettik...

Bu gece onlardan çok uzakta, bir akşam karanlığında, sevdamın göğsüne yaslayıp başımı, burnumu çeke çeke, her kuşağın sesi sevgili Kayahan’ın o şarkısını onlar için çalacağım.

Belki duyar çocuklar:

“Sana sevdanın yolları

Beni vursunlar...”

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #5 : 04 Ağustos 2009, 12:42:15 »
Bekir COŞKUN 4 Ağustos 2009
 bcoskun@hurriyet.com.tr


Ve köşe yazarları koştular...


ANLADIĞIM kadarıyla “Kürt açılımını” iktidardakilerin dili açmaya varmayınca demokrat fikir sahibi köşe yazarlarını çağırdılar.

Demokrat fikir sahibi köşe yazarları koştular...

Televizyonda gördüm; önde Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Oral Çalışlar, Fehmi Koru... Arkalarında Zaman’dan, Yeni Şafak’dan, Star’dan, Sabah’tan, Taraf’tan diğerleri...

Sordum bizimkilere:

Nereye koşuyorlar?...

“Açılımı açmaya...”

*


Biliyorsunuz; Cumhurbaşkanı utanıp ortaya attığı “Kürt açılımını” açmayı Başbakan’dan beklemişti... Başbakan da utanıp açılımı açmayı İçişleri Bakanı’na bırakmıştı... İçişleri Bakanı da utanıp açılımı açmayınca...

İşte “açılımı” açmayı demokrat fikir sahibi köşe yazarlarına bıraktı...

Çünkü bu düşünür köşe yazarlarının ortak özelliği; ya onlar AKP gibi düşünürler, ya AKP onların düşündüğünü yapmıştır...

Dolayısıyla  Cumhurbaşkanı’nın utanıp Başbakan’a bıraktığı... Başbakan’ın utanıp İçişleri Bakanı’na attığı... İçişleri Bakanı’nın utanıp söyleyemediği “açılımı” onlar adına en iyi kim açabilirdi...

Demokrat fikir sahibi köşe yazarları...

*


İçerde neler oldu, açılımı nasıl açtılar, kim ne dedi, fazla bilmiyoruz...

Bakan içerden çıktığında makam arabası yerine koruma polisinin sırtına binmediyse bile, saçları dikine dağınık ve gözlerinden birisi hafif küçülmüştü...

Anladım ki bizim çocuklar ona “açılım” konusundaki değerli fikirlerini söylediler...

Ve Bakan kapısı açılamayan asansör sendromuna girdi, çıkamıyor...

*

Peki “açılım” ne oldu?..

Yine de açılamadı.

Türk halkı hâlâ; Cumhurbaşkanı’nın “Bu tarihi fırsatı kaçırmayalım” dediği... Başbakan’ın “Güzel bir nokta” diye tanımladığı... İçişleri Bakanı’nın aşama olarak “kısa, orta, uzun” diye üçe ayırdığı “açılımın” ne olduğunu bilmiyor...

Çünkü söyleyemiyorlar...

İçinde ne var?...

Neler öngörüyor?..

Ne yapılacak?..

Bir tek orası belli değil...


Kaynak:hurriyet.com.tr

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #6 : 12 Ağustos 2009, 23:00:40 »
12 Ağustos 2009
Bekir COŞKUN
 bcoskun@hurriyet.com.tr
         
   

‘Açılımı’ niye kimse açamıyor?..


ASLINDA ben de size “açılım” yazısı yazmak istiyorum. Ama “açılım”ın ne olduğunu bilmiyorum bir tek...

Olsun...

Nasıl olsa “açılımın” ne olduğunu bilmeden, herkesin bir fikri var. İktidar dalkavukları televizyonlarda açılımın “iyi bir şey” olduğunu söylüyorlar. Sadece “açılımın” ne olduğunu onlar da bilmiyorlar...

Bir teki bilseydi, size söylerdi.

Dün Başbakan iki saat konuştu “açılım” üzerine, ama açılımın ne olduğunu-içeriğini yine de söylemedi.

Neden?..

Bir Başbakan “açılım” der de, onun ne olduğunu niçin söyleyemez?..

*

Bakın:

Türkiye için devletin otuz yıldır belirlediği iki iç tehdit vardır.

Birincisi; irtica...

İkincisi; bölücülük...

Anayasa Mahkemesi, iktidarın “irticai faaliyetlerin merkezi” olduğuna karar verdiğine göre...

Birincisi iktidardadır...

Ve birincisi, ikincisini yanına çekiyor...

*

Çünkü; bu ikisini bir araya getiren unsur, “Türk” tanımına karşı oluşlarıdır.

AKP, Atatürk Cumhuriyeti’nin temeli olan “Türklüğü” değil, amaçladığı ılımlı İslam’ın referansı olan “İslam’ı” birleştirici unsur kılmak ister.

Bölücüler ile burada uzlaşıyorlar.

İşte; iktidardaki birinci tehdit, ikinci tehdide yol açmak için aylardır şu “açılımdan” söz ediyor... Ama Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı işlediği suçun ağırlığından, içeriğini dahi aylardır söyleyebilmiş değil iktidar...

*

Televizyonlarda-gazetelerde konuşan iktidar dalkavukları da “açılımın” ne olduğunu size anlatamazlar.

En kısa anlatımıdır belki:

Bu cumhuriyeti birlikte kurmuş, toprağı, suyu, ekmeği, kanı karışmış Türkler ile Kürtleri ayrıştırarak... Tıpkı “Müslümanlar-laikler”de olduğu gibi akrabaları birbirlerine düşman ederek... Çirkin bir oyunu insanlara yutturmak mıdır açılım!..

Türkiye bölünüyor...

Görmüyor musunuz?..

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #7 : 14 Ağustos 2009, 21:13:55 »
14 Ağustos 2009
Bekir COŞKUN
 bcoskun@hurriyet.com.tr
         
   

Koşun, açılım kaçıyor!..


BUGÜN 135. gün...

“Bu tarihi açılım fırsatını kaçırmayalım” diyen Cumhurbaşkanı, hâlâ “kaçan tarihi fırsatın” ne olduğunu söylemiş değil.

Ki o gün bizim medya müfrezesi “Koşun...” diyerek geçmişti yanımdan:

“Nereye?..”

“Kaçıyor...”

“Ne?..”

“Tarihi fırsat açılımı...”

*

Başbakan da “açılımın” ne olduğunu söyleyemiyor... Grubunda iki saat konuşup da “Kürt açılımının” ne olduğunu söylemeyen Başbakan, milletvekillerine “Gidin milletimize açılımı anlatın” deyince, milletvekilleri ağladılar aslında...

İlk “fırtt...” sesi orta sıralardan geldi...

*

Cumhurbaşkanı’nın utanıp içeriğini Başbakan’ın açıklamasını beklediği... Başbakan’ın utanıp içeriğini İçişleri Bakanı’nın açıklamasını umduğu “Kürt açılımı” esrarını koruyor...

Görevlendirilen İçişleri Bakanı da utandığı için, kapı kapı dolaşıp “destek” arıyor ama, neye “destek” aradığını söyleyemiyor...

Nitekim her görüşmeden sonra içerden çıkanlar aynı şeyi tekrarlıyorlar:

“Destek istedi, ama neye destek istediğini söylemedi...”

*

“Açılımı” açmayışlarının üç nedeni var:

Bir; yaptıklarının Türkiye’ye karşı suç olduğunu bildikleri için, bekliyorlar ki başkası “açılımı” açsın...

İki; açılımın ne olduğunu söylemedikleri için, her an içeriğini değiştirme olanakları var. Nitekim Bülent Arınç “Bu, Kürt açılımı değil, demokratik açılımdır” diyerek adını değiştirdi bile.

Üç; dağlardan hâlâ şehitlerin tabutları gelirken, söylemeye utanıyorlardır...

*

Bence bu arkadaşlar, Cumhurbaşkanı’nız, Başbakan’ınız olabilirler ama “devlet adamı” olmadıklarını artık anlamanız gerek...

Bunlar Türkiye’yi yönetemezler...

Bakın “açılım” diye diye bir anda Türkiye’yi çıkmaza sokuverdiler... “Koşun, açılım kaçıyor”un üzerinden çok zaman geçti ve siz hâlâ “açılımın” ne olduğunu bilmiyorsunuz...

Bugün 135. gün...


SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #8 : 21 Ağustos 2009, 13:56:55 »
Neler oluyor bunlara?..


BEN anladım aslında:

Türkler ne olduğunu bilmedikleri şeyleri konuşmayı seviyorlar.

“N’aber?” sorusu karşısında zor durumda kalan yabancı akrabam, kulağıma eğilip “Neyimi sordu?” demişti.

Ona “Aslında hiçbir şeyi... Şimdi sen de ona ‘iyilik’ diyeceksin” demiştim.

O da dönüp öyle yapmıştı:

“İyilik...”

Böylece neyi sorduğu belli olmayanla, neyin iyi olduğunu bilmeyen uzlaşmışlardı.

Zaten ben de neyi çözdüğümü bilmiyordum.

*

Sezen Aksu da Başbakan’ı aradı...

“Destekliyorum” dedi diyorlar...

Ama “Neyi desteklediniz?” diye sorsanız, bence kendisi de bilmiyordur...

Çünkü açılımın kapalı hali sürüyor, biliyorsunuz... Türkiye’de kimse ne olduğunu henüz bilmiyor bu açılımın.

Sezen Aksu da öbür işgüzarlar gibi açtı telefonu, ne olduğunu bilmediği konuda Başbakan’a “destekliyorum” deyiverdi.

Başbakan, içini açıkladığı ve ne olduğu bilinen konularda dahi bu denli aydın-sanatçı desteği almamıştı.

Bu açılımın ne olduğu belli değil, Sezen Aksu telefona koşuyor:

“Tayyip Bey orda mı?..”

“...!”

“Destekliyorum...”

Neyi?..

Belli değil...

*

Neler oluyor bunlara?..

“İyi bir şey” olduğunu mu hissetti sanatçı duyarlılığı?..

O zaman “kötü bir şey” olduğunu neden hissetmedi duyarlılık:

Türkiye AB’den uzaklaşırken, toplumumuz inanan-laik diye parçalanırken, “şüpheli” birisi cumhurbaşkanı olurken, Deniz Feneri’nden oğulların-dünürlerin inanılmaz yükselişine kadar vurgun yapılırken, iktidar partisi irticanın merkezi olurken, insanların yatak odalarına girip telefonları dinlenirken ve gizli faşizm korku salarken, eline ömründe silah almamış gerçek aydınlar hapishanelerde kendi canlarına kıyarken ya da canları alınırken...

Nerdeydin a duyarlılık?..

Neler oluyor size?..


SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #9 : 23 Ağustos 2009, 23:56:27 »
Köpekler beni nasıl ısırdı?..


ANLADIĞIM kadarıyla Ays ile Gümüş arasında eskiden beri bir husumet vardı.

Ays; Ebru-Hüsnü Olut kardeşlerin goldeni. Gümüş ise karşıdaki Memurlar Sitesi’nin bildiğimiz Anadolu köpeği...

İkisi de erkek, kocaman ve iddialı.

Ama ikisi de uysal, özellikle çocuklarla oynamaya bayılıyorlar.

Husumet; Gümüş’ün Ays’ın duvarına işemesiyle başlamıştı.

*

İşte o gün kumsalda karşılaştılar. Gümüş sen git duvara yine işe...

Ve kavga başladı...

Biz uzaktaydık, koşup yetiştik. Andree her zamanki gibi “Gümüş bebeğimmm...” ya da “Ays, ne kadar ayıp...” gibi denemeler yaptıysa da fayda etmedi.

Ben yaşlı ve bir gözü görmeyen Gümüş’ün durumunun kötü olduğunu gördüm. Ve dayanamayıp aralarına adeta daldım.

Üçlü olmuştuk...

Benim sağ ayağım Gümüş’ün görmeyen gözünden yana denk gelmişti, elimi ise Ays’ın ağzına ben sokup açmaya çalıştım.

Ve ayrıldılar, huzur ortamı sağlandı.

Ancak hem ayağım hem elim yaralanmıştı.

Ali Hoca ile Engin Bey beni hastaneye götürdüler. Köpekler bakımlı ve aşılı oldukları için kuduz tedavisine gerek görülmedi.

Ays ile Gümüş’ü ayrı ayrı ziyaret ettik o gün, ikisi de mahcuptu...

(........)

Cunda’daki dostlar sohbetinde sevgili Mehmet Tezkan bunu duydu ve Vatan’daki köşesinde yazınca (ne kadar çok okuyucusu varmış) sabah karanlığında telefonlar çalmaya başladı, mesaj yağmuru altında kapıya “Geçmiş olsun”a gelen okurlar arasında televizyon habercileri de vardı.

Onları atlatıp, “En doğrusunu ben yazayım, hayvanları ve beni seven çocuklar duyup yanlış etkilenmesinler” dedim.

*

Yirmi beş yıldır hiçbir gazetecilik etkinliğim “köpek tarafından ısırılmak” kadar ses getirmemişti.

Olsun...

Onların birbirlerini paralamalarını görüp seyretseydim, canım daha çok yanacaktı.

Ays’ın parmağımda, Gümüş’ün ayağımda birer çizik anıları var şimdi. Ama yüreğimde sevdiğim canlılara karşı “duyarsızlığımın” anısını taşımak istemezdim.

Sevmek her zaman zordur...

 

SevaL_24

  • Ziyaretçi
Ynt: ßekir Çoşkun Köşe Yazıları
« Yanıtla #10 : 25 Ağustos 2009, 11:39:03 »
Zeynep’in okulu...


ZEYNEP’in okulunu yıktılar.

Bu yazıya başlarken, gözümün önüne Abant Gölü kıyısındaki o küçük kız geliyor. Bowling oynamıştık. Deliğini bulamayıp Zafer’le topu karpuz gibi kucağımıza aldığımızda bizi ti’ye alıyor, peşinden kıkır kıkır gülüyordu...

Bir süre sonra Zeynep melek olup uçtu.

Zafer Mutlu çok ağladı bebeğinin arkasından. Sonra hiç olmazsa onun anılarını yaşatmak için o okulu kurdu.

*

Sadece İstanbul’da kaç yüz kaçak tarikat okulu var, kaç yüz kaçak dergâh var, kaç kaçak kurs var, sayısını bilemeyiz.

Tümünü görmezlikten geliyorlar...

İstanbul’un dört bir yanına “Müslüman mahalleleri” kurdular, tümü orman arazileri üzerinde ve kaçak...

Ama Milli Emlak ile anlaşma yaparak, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ruhsat alarak kurulmuş Zeynep Mutlu Eğitim Vakfı’nın okulunu bir sabahın karanlığında gelip yerle bir ettiler.

Zeynep’in okulunu yıktılar...

*

Bu yıkım sanki sıradan gibi gelse de, Türkiye’de nelerin olduğunu anlatır bize.

Tarikat şıhlarının en olmadık yerlere gömülmesi için toplanıp kararname çıkartan AKP kabinesinin ve Başbakan’ın, bir koca vakıf okulunun yıkılmasından haberleri yok muydu sanıyorsunuz?..

Zafer Mutlu’nun yönetimindeki Vatan Gazetesi’nin biat etmemesinin de ötesinde, Türkiye’yi her gün biraz daha ele geçiren baskı-korku rejiminin binlerce yıkımından sadece birisidir bu...

Kendisine boyun eğmeyenlere verilen, ama sizin umursamadığınız cezalardan sadece bir teki...

Sindirme-yok etme politikalarının bir küçük ucu...

Giderek dozunu arttıran faşizmin, sizin göremediğiniz bir yanı...

*

Her şey bir yana...

Bir an için okuyup, büyüyüp, çağdaş Türkiye’nin çağdaş bir genç kızı olarak ülkesi için çalışma hayalleri olan Zeynep’i düşünün...

Onun yarım kalmış hayallerini, geride kalan yaşıtlarına yaşatmak için kurulmuş okulunu, intikam duygularıyla yıkanları hâlâ görmüyorsanız, hâlâ tanımıyorsanız, hâlâ anlamadıysanız...

Biz ne yapabiliriz...

Bir gün benzer bir ulusal enkazın karşısında kaldığınızda, belki hatırlarsınız; Zeynep’in okulunu...

Bekir Coşkun
Cumhuriyet kadınları...
29.10.2009 16:10:21

SEN oradasın...

Kimi zaman durakta görürüm seni.
Fabrikada, atölyede, tezgâhta, bilgisayar başında, okulda, masanın arkasında, çarşıda-pazarda, yaşamın orasında ya da burasında... O dimdik-mağrur duruşunun sana ne kadar çok yakıştığını düşünürüm.
Son zamanlarda gözlerinde endişe ve hüzün var...
Anaçlığın sana verdiği kaçınılmaz duygudur o; aydınlık güzel günler tehlikeye girdiğinde, ufukları kara bulutlar sardığında, medeniyete giden pırıltılı yollar kapandığında, anaçtır, önce kadınların canı yanar...

Olsun...
Sen oradasın ya...

Çocuklar okul dönüşü ekmek arasına peynir-domatesi severler, en çok da senin elinden...
Onlara söyle:
Bugün Cumhuriyet Bayramı...
Korkmadan kutlasınlar...
Onlara Mustafa Kemal‘i hatırlat... Bu cumhuriyetin nasıl kurulduğunu, bir gece meşalelerini yakıp yola çıkan bir avuç yürekli-yiğit insanın aydınlığa doğru büyük yürüyüşünü, bu ülkenin nasıl var olduğunu...
Ve bugünleri; ihaneti anlat...

Ben, cumhuriyet kadınlarının yobazlığa-ilkelliğe-karanlığa asla yenilmeyeceklerine inanırım her zaman...
Onları orada-burada gördüğümde yüzüm güler...
Kendimi yüreğiyle o kadınlardan birine bağlı erkek, aynı zamanda başı okşanmayı bekleyen bir çocuk gibi hissederim. Bu duygu bana, “Asıl olan; kadınlar yenilmedikçe savaşın kaybedilmeyeceğini” söyler.
Bugünler zor günler...
Cumhuriyetimize kasteden bir karşı devrimin tam ortasındayız...
Ve bugün hüzünlü bir Cumhuriyet Bayramı...
Olsun...
Sen oradasın ya...
Başın dimdik, gözlerinde cumhuriyet kadınının çağdaşlık-aydınlık sevdası var...
Söyleyeceğim herkese; sen oldukça korkmasınlar...

« Son Düzenleme: 30 Ekim 2009, 19:31:59 Gönderen: SevaL »

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38