'Hava kararırsa oteli ateşe verecekler'
20-05-05
Alevilerin Sesi okuyucuları Ali Çağan'ı iyi
tanıyorlar. Sıvas yangınını okuyucularımızla Alevilerin Sesi 66
sayısında paylaşmış bir dostumuzdur.
2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli yangınından kurtulan Ali Çağan
bir katliamın, bir acının tanığı.
Alevilerin Sesi okuyucuları Ali Çağan'ı iyi tanıyorlar. Sıvas yangınını
okuyucularımızla Alevilerin Sesi 66 sayısında paylaşmış bir dostumuzdur.
2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli yangınından kurtulan Ali Çağan
bir katliamın, bir acının tanığı.
Ali Çağan ile bir süreden beri ülkemizde yükselen milliyetçilik
paralelinde Sivas katliamını konuştuk.
- Sivas'a daha önce gitmiş mi idiniz?
- Banaz 'da yapılan etkinliklere bir önceki yıl katılmıştım. O yıl
yapılan etkinliklerde inanılmaz bir kalabalık vardı. Pir Sultan Abdal
heykelinin olduğu dağda adeta insan seli vardı. Hem organizasyonu
yapanlar hem de izleyiciler çok mutlu idiler. İnanılmaz bir coşku ve
ilgi vardı. Bu ilgi bu coşkudan dolayı, demokratik kitle örgütlerinin
talebi ile ertesi yıl yapılacak olan Sivas'taki Pir Sultan Abdal
etkiniklerinin çerçevesi genişletilmişti .
- Sivas'a tam olarak hangi tarihte gittiniz?
- Bir çok arkadaş 30 Haziran'da gittiler. Ben 1 Temmuz'da gittim.
Madımak Oteli'nde yer olmadığı için bir arkadaşın evinde kaldım.
- Genel olarak o gün Sivas halkını gözlemleyebildiniz mi?
- Sokaklarda ilginç bir sessizlik vardı.Hasret Gültekin ile sohbet
etmiştik. Bana halktaki genel bir sessizliğin dikkat çekici olduğunu
söyledi. Ben de bunu hissettim. İnsanlar sessiz bir şekilde bizi
izliyorlardı. Birgün önce şehirde bildiriler dağıtılmış. Şehir ve Sivas
halkı katliama hazırlanıyormuş ama biz farkında değilmişiz.
- Saldırılar başladığında nerede idiniz?
- Hasret Gültekin ve bir kaç arkadaş yemek yemeye gitmiştik. O sırada
20-30 kişilik sakallı bir grup slogan atarak restorantın önünden
geçtiler.
Restorant sahibi korkmuştu. 'Sizi görürlerse buraya saldırırlar'diyerek
bizi üst kata çıkardı. Grup geçip gidinceye kadar üst katta bekledik.
Sonra Buruciye Medresesi'ni dolaştık. O gün Cuma idi. Cuma namazına da
denk gelmiştik. İnsanlar akın akın namaza gidiyorlardı. Kentteki genel
durumu anlamaya çalıştık. Sonra da Madımak Oteli'ne gittik. Zaten bir
daha da dışarı çıkamadık.
- Şehirde 30 Haziran günü başlamak üzere halka dağıtılan bildiriler var.
Bu bildirilerden haberiniz olmuş mu idi?
- Evet vardı. Otelde beklerken Kültür Merkezi'nin kalabalık bir grup
tarafından basıldığı haberi geldi. Ardından semah grubundaki ve tiyatro
grubundaki gençler şehirde dolaşırken saldırıya uğramışlar, başlarındaki
sorumlu arkadaş onları saldırganların ellerinde kurtarabildiği ve otele
sığınabildikleri için çok mutlu idi. 'Çocuklarımı ellerinden
kurtarabildim' diye seviniyordu.
O esnada Turizm Müdürlüğü'nde görevli olduğunu söyleyen birisi geldi.
'Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı ile görüşmek istediğini söyledi.
Kültür merkezinde olaylar çıktığını, bizi otobüslere doldurup buradan
çıkaracaklarını ve kurtaracaklarını söyledi. Ardından da 'şerefiz Aziz
Nesin dünkü konuşmayı yapmasa idi bu olaylar çıkmazdı' dedi. Biz 'kendi
aramızda bir değerlendirme yapalım ve karar verelim' dedik. İçeride
bulunan sanatçılar ve yöneticiler bu adamın sarfettiği sözden dolayı bu
adama güvenebilmemizin söz konusu olamayacağı kararına vardık. Bizi
otobüslere doldurup saldırganlara da teslim edebilirlerdi. Oteli terk
etmemeye, otelde kalıp bizi devletin koruması kararına vardık. Sonuç
olarak otelde kalıp devletin bizi korumasını talep etmek en akla yakın
çözüm idi. Hepimizin beklentisi devletin bizi gelip kurtaracağı idi.
Bu kadar kayıp vermemizin sebebi de devletin bizi koruyacağına inanmamız
oldu zaten. Aziz Nesin, Ankara ile sürekli telefon görüşmesi yaptı ve
yardım istedi. Erdal İnönü'ye telefonun ahizesinden binaya attılan
kaldırım taşlarının çıkardığı sesleri dinletti, durumun vehametini
anlatmaya çalıştı. İnönü'nün söylediği 'geleceğiz, sizi kurtaracağız'
oldu.
Saat 17 civarı idi sanıyorum. Aslen Sivaslı olan arkadaşım Celal Yıldız
birinci Sivas olaylarını da yaşamış bir arkadaştır aynı zamanda.
'Ben bu Sivas 'ı iyi bilirim. Devlet bizi buradan yarım saat içinde
çıkardı çıkardı. Yoksa bizi diri diri yakacaklar. Hava kararmaya
başlayınca önce arabaları yakmaya başlarlar ardından da oteli ateşe
verip bizi de yakacaklar'dedi. Bu geç bir tespit olmuştu, ama yapacak
bir şeyimiz yoktu artık.
- Devlet ve güvenlik güçlerinin durumu nasıldı? Çevre illerden gelen
güvenlik güçlerinin sayısı komik rakamlar 30 40 gibi. Asker ise
kalabalığın arasında karışmış izleyici gibi duruyor. Devlet orada var mı
idi?
- Söylendiğine göre çevre illerden yardım istenmiş. Gelen yardım 20-30
gibi komik rakamlar. O gün yakındaki çevre köylerden birinde bir ilçe
takımının maçı varmış. Orada olaylar çıkmış. Sivas merkezdeki polisler
de oraya göndermişler. Diğer yandan Büyük Şehir Belediyesi'nin
hazırladığı müsabakalar var. Sivas şehrinde bulunan bütün kur-an kursu
ve İmam Hatip Okulu yurtları tıklım tıklım dışarıdan getirilen
insanlarla doldurulmuş.
Bu düşündürücü. Pir Sultan Abdal etkinliği gibi bir etkinlik organize
edilmiş olduğu biliniyor. Şehirdeki güvenlik güçleri başka bölgelere
gönderilerek zayıflatılıyor. Diğer taraftan ise şehir olay çıkarmaya
hazır bir güçle doldurulmuş. Sanki herşey önceden planlanmış gibi. Bizim
sıradan vatandaş olarak bundan haberimiz olmayabilir ama polisin ve
devletin bu organizysyonlardan haberinin olmaması mümkün mü?
Bildirilerin de polise ait fakslardan çekildiği söyleniliyor.
- Halkımız milli ve dini duyguları ile oynanınca hemen tahrik
oluyor.Tuhaf değil mi bu? Hassasiyet yüksek. Siz ülkenizi daha az mı
seviyorsunuz bu insanlara göre?
- Ülkeyi 'böldürtmeyiz, parçalatmayız' diyenler ülkenin bu hale
gelmesine neden oldular. Bizler ülkemizi onlardan daha çok seviyoruz.
Ben İsveç'te yaşıyorum. İsveç Devleti'nin halkına nasıl baktığını
biliyorum. Ben kendi halkımın da buna layık olduğunu biliyorum. İsveç
vatandaşından daha azını hakettiğini düşünmüyorum. Dünyanın en eski
medeniyetlerinin yaşadığı o coğrafyada yaşayan insanlar iyi yönetilmeyi
de hakediyorlar. Ama yönetici durumundaki bir grup halkı birbirine
düşman ediyor. Cehalet ve kompleks insanların kolay tahrik olmalarına
neden oluyor. 15 bin insan dışarıda yangını izledi. Sağduyulu bir insan
çıkıpta bunu engellemeyi düşünmedi.
- Neden insanlar tahrik ediliyor? Amaçlanan nedir? İsteyen herkes suç
unsuru taşıyan bu tür bildirileri basıp dağıtabilir mi?
- Bu olayları devlet ya kendisi yaptı ya da politikasını uygulayabilmek
için göz yumdu. Herşeyden haberi olan devlet bu olayların organizesinden
nasıl haberdar olmaz? Dönemin İçişleri Bakanı olaylardan hemen sonra
verdiği demeçte 'çok şükür dışarıdaki halka bir şey olmamıştır' diyor.
Yakan tarafı cesaretlendirip onlara moral veriyor. Sivas davasının
gönüllerde karara bağlanması için devletin yargılanması gerekiyor.
- Mersin olaylarında 12-13 yaşlarında bayrak yakan çocukları bahane
ederek milli hassasiyet yaratıldı. Bir hukuk devleti var ise bayrak
yakma suçuna mahkemeler bakar ve bunun cezası 3 ile 6 aydır. Neden
devlet suçluyu mahkemelerine havale etmiyor da halka havale ediyor?
- Sivas davası iki ayrı süreçte devam etti. İlk karar Yargıtay'dan
döndü. Birincisinde dinci kesime ödül verilir gibi kararlar verildi.
Yargıtay sonrasında ise mahkeme 33 tane idam kararı verdi. Mahkeme
üyeleri aynı idi. Olayları yapanlar aynı idi. Bana göre biz bu iki
süreçte de kullanıldık. Devlet önce bizi yakarak kullandı. Yargıtay
sonrası ikinci dönemde ise 28 Şubat süreci başladı. Burada da dincilere
gözdağı verilmesi gerekiyordu. Kısacası iki durumda da devlet bizi
kullandı.
- Siz Sivas olaylarını birebir yaşamış bir insansınız. Son aylarda
Türkiye'de yaşanan gelişmeler size neler düşündürüyor ?
- Devlet istediği takdirde bütün bu olaylara izin vermez ve durdur.
Türkiye'nin Devlet istediği takdirde bütün bu olaylara izin vermez ve
durdur. Türkiye'nin ekonomik ve sosyal durumunda düzelme olmadığı için,
halkın refah durumu giderek kötüye gittiği için devlet sıkışmış durumda
ve bunu örtbas etmek için böyle bir ortamdan medet umuyor. Biz kardeşçe
yaşamak istiyoruz. Ama toplum bu tür olaylarla kaos içine sürüklenmeye
çalışılıyor, bu durum körükleniyor. Kardeşçe yaşanılan, demokratik bir
toplumda bu güçler istedikleri gibi hortumlayamayacaklar Bu durum
işlerine gelmiyor. Toplumda azınlık olarak gördükleri herkesi potansiyel
suçlu olarak görecek bir psikolojik hava yaratmaya çalışıyorlar.
Karar sonrasında mahkeme çıkışında, Sivas olaylarında iki çocuğunu
kaybeden anneye bir gazeteci 'sevindiniz mi, neler hissediyorsunuz' diye
bir soru yöneltti.
Annenin cevabı 'ne sevineceğim evladım' oldu. 'Bu karar benim
çocuklarımı geri getirmez. Kaldı ki onların da anneleri var.