E

Ğ

E

R

 

İ

N

S

A

N

 

İ

S

E

N

 

Ö

L

M

E

Z

S

İ

N

 

K

O

R

K

M

A

H

İ

Ç

B

İ

R

 

M

İ

L

L

E

T

İ

 

V

E

 

İ

N

S

A

N

I

 

A

Y

I

P

L

A

M

A

Y

I

N

I

Z

B

İ

L

İ

M

 

B

İ

Z

İ

M

 

Y

O

L

U

M

U

Z

D

U

R

 

S

E

V

G

İ

 

B

İ

Z

İ

M

 

D

İ

N

İ

M

İ

Z

D

İ

R

 

Üzümbaba araç çubuğu.. Tıklayınız ve görünüz

       Adresimizii sık kullanılanlara ekleyiniz Açılış sayfası yap

    

Özel Arama

Her on türkten dokuzu

Uzun süredir yazmıyordum.
Okumakla yetiniyordum. Bilge yazarları okuyarak onlarla yetiniyordum.

Ama bu kez dayanamadım, yaraya parmak basmak zorunda hissettim kendimi.

Duyumlar ve gelişmelerden bir Alevi kökenli olarak son derece üzüntü içine düştüğümü belirtmek için yazayım, dedim.

Efendim, türklerin 10'da dokuzu oruç tutuyormuş... Allah kabul etsin...

Nasıl tutmasın ki, çalışan kesimde iş yerlerindeki yemekhaneler Ramazanda öğle yemeğini çıkarmıyor. İşe başlama saatlerini değiştiriyor, öğle paydosunu ortadan kaldırıyormuş. Ne yapsın çalışan kesim? İşinden olmamak için oruç tutmak zorunda kalıyormuş, ya da öyle görünmek zorunda hissediyormuş.

Olay mahalle baskısını geçmiş, artık toplumsal baskı durumuna dönüşmüş durumda.

Oruç tutmamakta serbestsin, kimse zorlamıyor insanı, ama tutmaman için gerekli olan tüm olanaklar tek tek ortadan kaldırılıyor. Aleviler de artık Ramazan orucu tutmaya zorlanıyor bu yollarla.
...
Bazı Cemevleri bu sünnileştirme politikasına yardımcı oluyor, Alevilikten soyutlanma politikasına emekleri geçiyor. Çaktırmadan Cemevlerinden gerçek Alevi gibi yaşam sürdürmek isteyen insanlar soğutuluyor.

Nasıl mı?

Cemevlerine giden insanlara arapça Kuran okunuyor, semah edenler de semahtan başka herşeye benzetiliyor, adeta semah değil, çiftetelli ritmiyle semah ettiriliyor, İşte size 'cümbüş evi'.

Televizyonlarda evlilik programlarının günlük tutulan ve her stüdyoda gördüğümüz o insanlar herhalde özel olarak Cemevlerine de dolduruluyor hangi sebeple olursa olsun.

Cemevlerinde şehitlik ağıtları söyletiliyor ve bu getirilen insanlar da mendil elinde numaradan gözyaşları döküyorlar.

Bu durumlarda itiraz eden bir ziyaretçi ise ya sesini çıkartamıyor, ya da ses çıkardığı zaman organize edenler ve bu televizyonlardan tutulan güya Alevi yüzlerin ortasına alınıp laf kalabalığına boğuluyor.

Artık bu Cemevlerinin 'Dedeleri' Cami hocaları gibi maaşçı galiba, özel maşalar değil de nedir?

Malesef Türkiyedeki Aleviliğin durumu içler acısı.

Nasıl üzülmeyeyim?


İşte demokrasinin kalesi 'Aleviler' bu halde bu ülkede şu sıralar...

İçleracısı.....

Her on türkten dokuzu oruç tutuyormuş, yakında Cemevlerinin tepelerine de minare dikilir ve o zaman yasal statüye kavuşur. Her on türkten dokuzu Camide olur.

Zorlama yok, herkesin demokratik hakkı.

Ama nasıl kılıfına uyduruluyor?

21/09/2008

Üzümbaba

Eski yazılar

   MemleketHaber.com

 


     

Subscribe to RSS headline updates from:
Powered by FeedBurner

KAFALARA SAKSI MI DÜŞTÜ?

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun 9 Kasım’da Ankara’da yapılan görkemli yürüyüşün yankıları sürüyor. 100 bini aşkın kişinin katıldığı yürüyüş her kesimi hareketlendirdi. Sağından soluna, sosyalistinden şeratçısına herkesin “kafasına saksı düşmüş” durumda. Cumhuriyet tarihi boyunca ikinci ligin en asli oyuncuları sayılan Aleviler yeniden keşfediliyor. Yürüyüş öncesi iktidarda, sağ siyasal çevrelerde ve Alevi kökenli bazı çevrelerde öne çıkan ‘bunlar da kim, böylesine cüretkar olacak kadar güçleri gerçekten var mı’ sorularının yarattığı saldırgan, provokatif ve tepkici hava, yürüyüşün etkileri arttıkça yerini ‘zorunlu olarak sağduyulu olmaya’ bırakıyor:

Diyanet’ten sorumlu Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu yürüyüşten hemen sonra Alevilerin haklı talepleriyle ilgili ‘bunlar gerçekçi olmayan uç talepler’ yaklaşımından ‘Alevi örgütleriyle temas etmek gerekir, diyalogla bu sorunlar aşılır’ diyerek hem de ‘iddialı bir şekilde’ çark ediyor. MHP, tarihinde ilk kez ‘Alevi açılımı’ yapıyor, şimdi bir ‘anlaşılma, anlama süreci başlatmak gerekir’ diyor. İzzettin Doğan, görkemli yürüyüşün etkileri arttıkça ‘bu yürüyüş Alevi olmayanların, Kürtlerin desteğinde gerçekleşen bir yürüyüş’ yaklaşımını terkederek ‘yürüyüşün sahibi’ rolünü üstleniyor. AKP ‘Alevi açılımını’ yeniden gündeme taşımaya hazırlanıyor. Bundan dolayı Reha Çamuroğlu, dün şiddetle reddettiği ve ‘bunlar kendileri dışında kimseyi temsil etmeyen bir avuç marjinal’ dediği Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Genel Başkanı Ali Balkız’a sanki bütün bir süreci birlikte paylaşmış, kendisi sanki ‘davadan dönmemiş’ gibi neredeyse ‘dostum, yoldaşım’ muamelesi çekiyor. Vakit, Zaman gibi gazeteler ’provokatif ve saldırgan’ yayınlarının tutmadığını görünce, ‘Alevi İslam’ tezinin arkasına sığınıyorlar.

Diğer tarafta da, CHP’den Marksistlere, solun bütün renkleri de Aleviliği yeniden konuşmaya başladı. Baykal ilk kez doğrudan ’Alevi’ kelimesini telaffuz ediyor. Meclis’e ardı ardına AKP’nin oylarıyla reddedilse de Alevilerle ilgili soru önergeleri, yasa tasarıları geliyor.

Bu ve benzeri gelişmeler niyetler ne olursa olsun Aleviler ve Alevi hareketi açısından önemli ve pozitif gelişmeler. Aleviler ilk kez, kan ve gözyaşı olmadan gündemi belirliyor, Alevilerin talepleriyle ilgili bugüne kadar tek satır yazmamış birçok kişi yazmak durumunda kalıyor. Alevilerin son derece makul taleplerini kabul etmek şüphesiz lütuf olarak algılanmasını kabul etmek mümkün olmasa da, gündemin belirlendiği, değişim ve dönüşüm için, iktidar için Alevi dinamiğinin açıkça görüldüğü bir dönemde bu açılımların hepsini önemsemek ve artı hanesine kaydederek hareket etmek gerekiyor.

Bazı siyasi çevrelerin niyeti kötü de olsa, Alevi hareketi enerjisini yalnızca bu niyetleri deşifre etmeye, bu çevreleri teşhir etmeye asla harcamamalı. Alevi hareketi enerjisini, çözüm alternatiflerini daha da somutlamaya, siyasal İslamcı basının provokatif haberlerine yer verdiği için TRT için yapılan suç duyurusunda olduğu gibi basit ve anlaşılır taleplerle daha fazla kamuoyunun önüne çıkmalı. Sokaktaki adama döne döne ve ısrarla ne istediğimizi anlatmalıyız. Örneğin ‘Muharrem Ayı’nın Cumhuriyet tarihinde ilk kez Meclis gündemine taşınması, Alevilerin bu kutsal günlerinin Ramazan örneğinde olduğu gibi Alevilerin de vergileriyle beslenen TRT’de Sünni İlahiyatçılar ve Diyanet tarafından değil, doğrudan Hacı Bektaş Derghahı tarafından gündeme taşınması sağlanmalıdır. Alevi hareketi gündemi bu tarafa doğru itmeli, tartışmayı kendi içinde değil, dışına doğru yaymalı. Bu çerçevede de Alevi hareketinin gündemi belirlediği bir ortamda bazı arkadaşlarımızın Aleviler içinde yer alan bazı şahsiyetleri ‘düşkün’ ilan etme çabaları tam da bu momentte bizi büyütmez, hatta yeniden küçülmeyle karşı karşıya getirebilir. Bu ve benzeri girişimler yerine somut talepler etrafında oluşturulacak projeler her yerden gündeme taşınmalı. Çünkü görünen şu: Yürüyüşün etkileri Alevi hareketini de aşmış durumda. Kimse 8 Kasım’daki durduğu noktada değil. Bu durumda orta yerde Alevi Bektaşi Federasyonu’nun yeni ve daha güçlü hamleler için bir adım geri çekilerek, hareketi büyütmek, birlik tartışmalarına son vermek görevi olduğu anlaşılıyor. ABF yöneticilerinin yürüyüş sonrası sağduyulu yaklaşımlarında ve açıklamalarında bu yaklaşım gözleniyor. Örneğin, ABF’nin yürüyüş öncesi kamuoyuna dağıttığı ve ‘Biz Aleviler’ diye başlayan açıklamadaki en temel taleplerle ortaya çıkarak ‘bu talepler etrafında, Türkiye’den Avrupa’ya, Şahkulu’ndan Karacaahmet Dergâhı’na, Kızılırmak’tan Kars’a kadar bütün yöre derneklerini, kısaca bütün Alevi Bektaşi kuruluşlarını birliğe davet ediyoruz’ demesi kaçınılmaz olarak Alevi hareketinin birliğini ve sesini güçlendirecek. Çünkü ABF’nin en temel talep olarak öne çıkardığı 4 ana talep, bugün sokaktaki her Alevinin ortak talebine dönüştü: Cemevlerinin ibadet merkezi olarak tanınması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Madımak Oteli’nin müze yapılması ve Alevilerden de toplanan vergilerle ‘Sünni bir imparatorluğa’ dönüşen Diyanet’in kaldırılması sokağın ortak talebi oldu.

Yürüyüşle özgüvenini büyüten Alevi hareketinin bırakınız başka talepleri, yalnızca bu talepler etrafında sesini yükseltmesi bile, onun etrafında laik ve demokratik yeni bir değişim dinamiğini de kaçınılmaz olarak yaratacak, yerel seçimlere de damgasını vuracaktır.

Necdet Saraç

Kaynak: Birgün(22 kasım 2008)


BAYKAL DOĞRU YOLDA...


"Alevi yurttaşlarımız Ankara’da “ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı” mitingi düzenledi, Fethullah Gülen’in para akıttığı bir Alevi kuruluşu başkanı, AKP’ye yaslanan Alevi milletvekilleri ayağa kalkıp “mitingi düzenleyenler bölücüdür” dedi, Zaman gazetesi, TRT olayı kışkırtmak için her yolu denedi."

Gerçekten CHP kara çarşafı vitrine mi çıkardı? Deniz Baykal CHP’yi siyasal İslamın içine mi çekmek istiyor?

Soruları daha da çoğaltabilirim...

Deniz Baykal’ın Erzurumlu ehram giymiş kadınlara parti rozeti takmasıyla başlayan tartışma sürüyor.

Benim “Ehram ve Türban” başlıklı dün yayımlanan yazıma hem eleştiri hem de övgü geldi...

Kendilerini Atatürkçü ve yurtsever olarak tanımlayan bazı aymazlar hakaretler yağdırdı, kimileri CHP’yi eleştirdi, kimileri de Baykal’a destek verdi.

Anadolu’yu sıkça dolaşan bir gazeteciyim. İnsanlar yoksulluk ve yolsuzluktan bıkmış.

İşsizlik giderek artıyor...

Emekçiler yılgın, ekonomik bunalım dalga dalga yayılıyor; üreticiler ürününü yok pahasına satıyor.

CHP aylar önce Güneydoğu’ya ilişkin görüşlerini açıkladı, Kürtlerin sorunlarını masaya yatırdı, demokrasi ve barışın ekonomik gelişmeyle gerçekleşeceğini söyledi.

Bir de baktık, “ulusalcı” ve “Atatürkçü” kimliğiyle ortaya çıkanlar CHP’yi yaylım ateşine tuttu!

Alevi yurttaşlarımız Ankara’da “ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık hakkı” mitingi düzenledi, Fethullah Gülen’in para akıttığı bir Alevi kuruluşu başkanı, AKP’ye yaslanan Alevi milletvekilleri ayağa kalkıp “mitingi düzenleyenler bölücüdür” dedi, Zaman gazetesi, TRT olayı kışkırtmak için her yolu denedi.

CHP, Kürtlerle, Alevilerle, yöresel giysi giyenlerle, babalarının, kocalarının baskısıyla kapanan kadınlarla, gençlerle, emekçilerle, aydınlarla barışmak zorundadır.

Demokrasi ve özgürlükler laikliğin temelinde gelişir, din ve vicdan özgürlüğü ise bireyle Tanrı arasında bir ilişkidir.

***

CHP lideri Deniz Baykal din bezirgânlığı mı yapıyor, yoksa bölücülük mü?

Hiçbirisini!

Adına ister “Güneydoğu” ister “Kürt” sorunu deyin, bir gerçek var ortada. Tutucu bir tabana oturan Güneydoğu, AKP ve DTP’ye bırakılacaksa bir şey söylenemez. CHP Güneydoğu’da yitirdiği varlığına yeniden dönmek istiyorsa, orada olup bitenleri görecek, ona göre politikalar üretecektir.

Bugün büyük kentlerin varoşlarına sıkışmış, İstanbul’da yaşamasına karşın denizi görmemiş kadınlarımızın oylarını almak istiyorsa, din bezirgânlarının, tarikat şeyhlerinin oyununu bozacak siyaset oluşturmalıdır.

Yaz aylarında Burhaniye Ören’de sohbet ettiğimiz bir işadamı şöyle demişti:

“Elbet Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik demokratik cumhuriyeti koruyup kollayacağız... Ama salt Atatürkçülük ve laiklik söylemi karın doyurmuyor... Pek çok laik insan bu nedenle AKP’ye oy veriyor...”

AKP’nin Ege ve Akdeniz kıyıları yerleşim birimlerindeki il genel meclisi üyelerini, belediye başkanlarını tanırım. Bunlar alkol de alırlar, namaz da kılarlar, ramazanda oruç da tutarlar. Çoğunluğu ya eski CHP’li, ANAP’lı, DYP’li ya da sol fraksiyonlardandır.

Çünkü böyle bir yapıyla seçim kazanılacağını bilir AKP...

Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel CHP’den “hayır” yanıtı aldıktan sonra AKP’ye geçmedi mi?

Bu yüzden CHP içinde ve dışındaki fırtınanın gereksiz olduğunu düşünüyorum...

CHP, Fatih’in Çarşamba semtindeki Nakşileri üye yapmadı...

***

CHP’yi acımasızca eleştiren bazı CHP milletvekillerine ve yöneticilerine birkaç sözüm olacak.

Bugüne dek İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in, Adana’nın, Mersin’in varoşlarına hiç gittiniz mi? Tunceli’yi yaşamınızda hiç gördünüz mü? Diyarbakır’da halkın sorunlarını dinlediniz mi? İşadamlarıyla, demokratik kitle örgütleriyle görüştünüz mü? CHP’nin ekonomik politika üretmesinde çabalarınız oldu mu?

***

CHP’nin İstanbul Güngören Belediye başkan adayı Trabzonspor’un eski milli futbolcusu Lemi Çelik... Lemi üniversite mezunu aydın bir kişidir. AKP’nin Güngören kalesini yıkabilir. Çünkü, Güngören’de seçmenin çoğunluğu Trabzonlu ve Karadenizli...

AKP’nin Güngören kalesi 29 Mart 2009 gecesi düşebilir!

 Hikmet Çetinkaya

Kaynak: Cumhuriyet,  22 Kasım 2008

Obama'sız Türk zenciler: Aleviler

Mehmet Ali Birand

Türkiye’nin “zencileri” kimlerdir?

Bilmeyenler için anlatayım.

“Zenci” deyimi, ezilen , hor görülen, istekleri ve beklentileri görmezden gelinen kesimler veya kişiler için kullanılır.

Türkiye’de kendilerini zenci gören birkaç kesim vardır. Kürtler, Aleviler ve Dincilerin bir bölümü bu kategoriye girdiklerine inanırlar.

Dini beklentileri açısından “zenci” muamelesi görenler Obama olarak Tayyip Erdoğan’ı görürler. Ancak, iktidar olduktan sonra, artık zencilikleri kalmadı. Maşallah, türbanla Üniversitelere ve resmi dairelere girememeleri dışında, beklentilerinin büyük bölümünü elde ettiler. Bırakın zenciliği, Beyaz Türkler statüsüne geçtikleri gibi, Obama Erdoğan’da artık Bush’laştı, yani eskiden mücadele ettiği Devletin yanına geçti. Devletin sesi oldu... Hedeflerine siyasi yoldan ulaştılar.

Kürtlerin bir bölümüne göre de, onların haklarına PKK sahip çıkıyor. PKK da ne yazık ki, terörü kullanıyor, masum insanları öldürüyor.

Geriye, Aleviler kalıyor.

Türkiye’de, KONDA’nın araştırmasına göre, yaklaşık 6-7 milyon Alevi var. Rüzgarın yönü, devletin Alevi toplumunu bazen bağrına basmasına neden olur. Dinci akımlar köpürdüğü zaman, laik Türkiye’nin sigortası olarak nitelenirler.

Ancak, genelde kesin bir ayrımcılık vardır.

Devletin ağırlığı Sünni’lerin elindedir ve Sünni’ler Alevileri hiç sevmezler. Müslüman olmadıklarını ileri sürerler. Hatta, küçültücü yakıştırmalar yaparlar. Aleviliği bir nevi, İslam dışı cemaat gibi görürler. Fırsat bulduklarında, Madımak’taki, Çorum’daki, Kahramanmaraş’taki gibi kıyıma uğramalarına dahi göz yumarlar. Sünni Devlet, Alevileri General yapmaz. Vali derecesine dahi çıkartmaz. Üstelik, diyanet vasıtasıyla zorla Sünnileştirme politikası izler.

Aleviler uzun yıllar bu baskıya boyun eğdiler.

“Zenci”liklerini kabul ettiler. 1980’den itibaren ise, haklarını arayan bir tutum takındılar.

Haklarını ararken de hiçbir zaman başkaldırıya, şiddete yönelmediler.

Her zaman barışçı şekilde hareket ettiler.

Ne araba yaktılar, ne dükkan taşladılar, ne de kepenk kapattılar.

Bildiriler yayınladılar... Demeçler verdiler. İktidarlardan defalarca tutulmayan sözler aldılar, ancak yine de sokaklara dökülmediler.

İşte artık bu durum değişiyor.

Aleviler de ilk defa alana indiler. Bundan sonra, isteklerini daha yüksek sesle duyurmak isteyecekleri ortada.

AKP garip bir havada.

Başbakan bu yılın ocak ayında, herkesi şaşırttı. Son derece olumlu bir adım attı. Alevilerin bazı beklentilerini karşılamaya hazır olduğu izlenimini verdi.

Sonra, ya vazgeçti veya unuttu.

İktidar ve devlet, artık Alevileri eskisi gibi itip kakmıyor, ancak bu kesimin beklentilerine de sırt çeviriyor. Çok hata ediyorlar. Zira, Aleviler bu Devletin gerçek sigortasıdırlar. Sabırlarını taşırmadan, ellerine taş-sopa almalarını beklemeden onlara sahip çıkmalıyız.

Ne istiyorlar?
Alevilerin tek sorunu kendi aralarında ortak bir sesle konuşmamalarıdır. Sol-sağ bölünmesi onları önemli ölçüde zayıflatıyor. Tek sesle ve tek vücut ortaya çıkabilseler, çok daha etkili olabilecekler.

İstekleri ve beklentileri gruplara göre değişiyor. Liste çok uzun, ancak en temel taleplerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Eşit muamele görmek:

Bundan daha doğal bir istek olamaz. Onlar da, her Türk vatandaşı gibi, General-Vali dahil, devletin her kademesinde rol almak, kabul görmek istiyorlar.

2. Zorunlu din derslerinin kaldırılması:

Bu da karşılanabilecek, hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı uygulandığı taktirde, yerine getirilebilinecek bir istek. Alevi çocuğa zorla, inanmadığı Sünnilik öğretiliyor. Aleviler de, bunun zorunlu değil, seçmeli olmasını arzuluyor. Haklılar.

3. Diyanet’in kapatılması:

En zor, hatta karşılanması imkansız bir talep. Bunun yerine diyanet’in Alevileri kucaklaması için mücadele etseler çok daha etkili olurlar.

4. Cem evlerine yardım:

Alevilerden alınan vergilerle bu devlet, diyanet aracılığıyla Sünniliği yayıyor. Aleviler de haklı olarak tepki gösteriyorlar. Hiç değilse, vergilerinin kendi evlerine harcanmasını ve bu evlere yasal statü tanınmasını istiyorlar.

5. Alevi Toplum örgütlerinin tanınması:

Devlet Alevileri tanımadığı gibi, örgütlerini de muhatap kabul etmiyor. Bazılarıyla görüşüyor, devletten yana tutum almayanlar dışlanıyor. Dergahların yönetimleri de Alevi örgütlere bırakılmıyor.

6. Madımak otelinin müzeleştirilmesi:

Sivas’taki Madımak otelinde canlı canlı 35 Aydının yakılması, tarihin en kanlı ve acı bir olayıdır. Eğer Türk devleti ve özellikle bugünkü iktidar, geçmişiyle barışmak istiyorsa, Alevilerin bu en haklı beklentisini karşılar. Yüz karası bir olaydaki kanlı elleri temizler.

Özetle, Alevileri tatmin edici adımlar atmak bu devletin ve iktidarın sorumluluğudur

Mehmet Ali Birand

MİLLİYET - 12 Kasım 2008

 

Karınca kararınca şiirlerim

 

TÜRKİYENİN ZENCİLERİ ALEVİLER

9 Kasım 2008 Alevilerin Ankara yürüyüşü büyük ses getirdi ve beraberinde de ilginç benzetmeler de yerini buldu.

Türkiye'nin Zencileri Aleviler

Türkiyenin Zencileri Aleviler
M.Ali Birand 12.11.2008 tarihli yazısında Alevilerle ilgili görüş ve düşüncelerini kaleme almış. Elbette iyi niyetle yazdığı bu yazısının bir bölümü Alevilerin olmayan talebini de olabilir düşüncesiyle yazmış.

“Aleviler uzun yıllar bu baskıya boyun eğdiler.

“Zenci”liklerini kabul ettiler. 1980’den itibaren ise, haklarını arayan bir tutum takındılar.

Haklarını ararken de hiçbir zaman başkaldırıya , şiddete yönelmediler.

Her zaman barışçı şekilde hareket ettiler.

Ne araba yaktılar, ne dükkan taşladılar, ne de kepenk kapattılar.

Bildiriler yayınladılar...Demeçler verdiler. İktidarlardan defalarca tutulmayan sözler aldılar, ancak yine de sokaklara dökülmediler.

İktidar ve devlet, artık Alevileri eskisi gibi itip kakmıyor, ancak bu kesimin beklentilerine de sırt çeviriyor. Çok hata ediyorlar. Zira, Aleviler bu Devletin gerçek sigortasıdırlar.

Sabırlarını taşırmadan, ellerine taş-sopa almalarını beklemeden onlara sahip çıkmalıyız.”

Sayın Birand öncelikle şunu belirteyim ki.;

Aleviler ne araba yakarlar nede İnsan yakarlar.

Sabırları taşsa da ellerine taş ve sopa almazlar. Aleviler ellerine alsalar alsalar sazlarını alırlar. Çünkü;

“Alevilerin silahları sazdır.
Mermisi güzel sözdür.”

Aleviler:

“Dünya benim ülkem.
Tüm insanlar kardeşimdir” demektedirler.

Aleviler ;

“Sınırsız bir Dünyada
Sınıfsız toplum mücadelesi verirler.”

9 Kasım 2008 Alevilerin Ankara yürüyüşü ile ilgili benzetmelerde bulunmuştur.

Alevileri Zencilere benzetmiştir. Kendi ülkelerinde kendi haklarını alamayan Zenciler, hakları verilmediği gibi birde ezilmişler,horlanmışlar. Tıpkı Türkiye’de,kendi ülkelerinde Alevilerin yaşadıkları gibi.

Bu benzetme elbette olumlu bir benzetmedir,hatta çok büyük eksiklerle dolu bir benzetmedir.

Aleviler 9 Kasım 2008 yürüyüşünde taleplerini dile getirmişlerdir. Bu talepleri tamamen demokratik bir haktır.

Talepler son derece açıktır.

Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı.

Zorunlu Din Derslerinin Kaldırılsın.

Diyanet İşleri Başkanlığının Kaldırılsın.

Cemevlerinin yasal statüye kavuşması.

Madımak Müze olsun.

Asimilasyon politikasına son verilsin.

Bu taleplerinin başında Eşit Yurttaşlık Hakkı. Bizlerin 20-25 Milyon dediği Alevi sayısını bir araştırma şirketi 7-8 milyon diye belirtmiş. Her ne olursa olsun milyonlarla ifade edilen bir topluluğu yok sayma sorunu var.

Bürokraside yer bulamıyorlar. Siyasette hak ettikleri yeri alamıyorlar. Orgeneralleri, Korgeneralleri yok. Valileri yok. Pardon bir Alevi vali var onunda başına gelmedik kalmadı.

Türkiye’de milyonlarca Aleviler bu hak verilmezken bakınız Alevilerin yaşadığı ülkelerde neler oluyor.

Hollanda’da 50-60 bin civarında Aleviler yaşamakta ve Hollanda 13.1.2005 tarihinde Aleviliği bir inanç olarak kabul etti. Hollanda Alevi Birlikleri Federasyonu Hükümet tarafından resmen muhatap alınıyor. Buda yetmiyor Sosyal Kültür Bakanlığı ülkelerinde ne kadar Alevi yaşamakta ve sorunları nelerdir bunları tespit etmeye çalışmaktadır.

Danimarka Aleviliği inanç olarak kabul etti. Aleviler istediği taktirde ayrı mezarlık tahsis edebiliyor.

İmar planlarında Cemevi yerleri tespit ediliyor.

Aleviliğe hakareti suç saymaktadır.

İsviçre’de Dinler arası toplantılarına Hrıstiyanlar,Hinduler,Müslümanlarla birlikte Alevileri de eşit şartlarda çağırmaktadırlar.

Almanya’nın birçok eyaletinde Alevilik bir İnanç olarak kabul ediliyor. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu da İnanç kurumu olarak kabul ediliyor. Devlet okullarında Alevilik seçmeli ders olarak veriliyor. Müfredat ve öğretmenler Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından belirleniyor ve ilgili kurumlara bildiriliyor.

Ülkemizde yani Aleviliğin merkezi kabul edilen Türkiye’de Alevilerle ilgili neler yapılıyor.

Alevilik yok sayılıyor.

Aleviler yok sayılıyor.

Alevi Kurumları muhatap alınmıyor.

Buna karşılık Sünnilere Diyanet Bütçesi aracılığıyla ki DİB Bütçesi 2.4 Milyon YTL. ayrılıyor bununla Alevilik asimile edilmeye çalışılıyor.

Aleviler bu güne kadar kendi inançları için kimseden bir şey beklemedi beklemez de. İnanç konusunda son derece farklı bakmaktadırlar.

Aleviler;

Laik,Demokratik bir Türkiye derlerken Laiklik anlayışlarına Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kuruma yer vermezler.

Bu yüzden de

M.Ali Birand’ın

Diyanet’in kapatılması: konusuna “En zor, hatta karşılanması imkansız bir talep. Bunun yerine diyanet’in Alevileri kucaklaması için mücadele etseler çok daha etkili olurlar.” demektedir.

Demokratik Alevi Hareketi içerisinde yer alan hiçbir Alevi, Diyanetin Alevileri kucaklaması talebini kabul etmez. Çünkü bu aleviler açısından eşyanın tabiatına aykırıdır.

Bizler Diyanet bizlere de baksın,bizleri de desteklesin demiyoruz. Diyanet kaldırılsın diyoruz. Bu zor iş denilmektedir.

Bizim işimiz zoru başarmaktır. Birçok işleri başardığımız gibi bunu da başaracağız .yeter ki bu ülkenin aydınları yanımızda olsun.

Başaracağımızın en bariz örneğini Ankara Yürüyüşümüzde gördük.

Miting bitmeden Diyanet İşleri Başkanlığından sorumlu Devlet Bakanı Yazıcıoğlu derhal açıklama yapmak zorunda kaldı.

Yetersiz ve tutarsız bir açıklamaydı ama olsun,taşları yerinden oynattık ya bu bir başlangıçtır.

Devlet Bakanı bu konuda Alevilerle görüşüyoruz dedi.

Kiminle görüştüğünü söylemedi. Evet belkide birileriye görüşüyorlardır. Geçmişte kapalı kapılar ardında ve yetkisiz insanlarla görüştükleri gibi.

Devlet Bakanı,Başbakan,Hükümet,yada Devlet günümüzde Alevilerle ilgili konuşacak muhatap arıyorsa ellerinin altında tüm bilgiler mevcuttur. Açar bakarlar.

Örgütlü Alevilerin yüzde doksanbeşini temsil eden Alevi Bektaşi Federasyonu var.

Onun Bileşenleri;

Alevi Kültür Dernekleri (HBV) Genel Merkezi Var.

Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkezi var.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı var.

Birmiyorlarsa bir hatırlatma daha yapalım saydığım bu kurumların Genel Merkezleri Ankara’da Çankaya İlçesi sınırları içerisindedir.

İsterlerse arar onlarla görüşürler. ABF ve bileşenlerinin dışında kendileri yada kendi taraftarları tarafından kurulmuş sözde kurumları biz zaten ciddiye almıyoruz. Tıpkı Ankara mitingine karşı olduklarında aldıkları tepki gibi.

Alevilerin sıkça kullandıkları bir söz vardır.

Yarattık Yaradanı. Karıştırdık aşımıza,işimize,eşimize
Bela ettik başımıza


12.11.2008

Kaynak: abbastan.com

 

DOSYALAR BÖLÜMÜMÜZDE SESLİ DÜŞÜNELİM..... Beni tıklayınız....

İnsanoğlunun Dünyayı 3 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 000 başka canlı ile paylaştığı hesaplanmıştır.

 

Copyright 2004. Üzümbaba sitesi. All Rights Reserved

www.ajans1.net/topliste

Alevi Siteleri Listesi